Ahlaksız, emelsiz ve ahiret inancından yoksun nesillerin yetiştirilmesi, kendi zeminine dinamit yerleştirmek gibidir.

İnsanlık, esfel’ den kimseye el uzatamaz. İnsanlığın yeniden ve yenilenerek tekrar inşa edilmesinde danışılması gereken yegâne kaynağın, ortak iyiyi inşa edebilme kabiliyeti olmalı. Hem de bunu pratikte örneklendirmiş olanların örnekliğinde ilerlenmeli. En kadim liderler olan peygamberlerin hayatları, sosyolojik temelli çalışmaları irdelenerek içtimai hayatın dizaynı için kullanılmalı. Bu liderlere vasıflarını kazandıran, onları bir fikrin çevresinde olgunlaştıran ve sürecin sağlam ilerlemesinde en etkili olan kadim kitapların da kaynak olarak, yol gösterici olarak danışılması hatta şiar edinilmesi gerekir.

Hiçbir inanış biçimi İslâm kadar kuşatıcı, kenar ve köşeleri doldurucu, harcı zengin, temelleri sağlam zeminlere oturan ve iki cihan selameti için aydınlatıcı ve tatmin edici bir bilgiyi veremez, bünyesinde barındıramaz. Bu iddialarını vücuda getirecek güç ve kudrete mazhar olamaz. Zaten böyle olduğu için, İslam dışında mütalaa edilenlere dogma veya inanış biçimi, kült ya da yorum diyoruz, esas ve tek olan DİN ise İSLAM’ dır.

“Her kim kendisine, Allah’a kayıtsız şartsız teslimiyet yolundan başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir; üstelik o ahirette de kaybedenlerden olacaktır.” Ali İmran 85

Her ne kadar İslâm dünyasının dağınıklığından, yakalanması gereken süreçlerde geç kalmışlığından, eğitim seviyesinin düşüklüğünden vs örneklendirmeler yapılsa da, çıkan sonuç matematiksel olarak doğru da olsa, bu süreçlere kadar gelinen aşamaları göz ardı ederek ortaya koyulanın doğruluğu hiçbir şey ifade etmez. Tarih önünde ve adil bir değerlendirmeyle, prensip tanımayan, insani ve ahlaki hiç bir değere tabi olmayanla diğer toplumlar elbette bir ve eşit seviyede mütalaa edilemez. Gerçekte durum buna meydan verip olanak sağlayan unsurlarla da alakalıdır.

Ütopik hülyaların ardından gayesizce koşmaya, bulutları uçuk pembe renklere boyamaya gerek yok. Bir geçmiş var, örnek var ibret ve ders alınması lazım.

“İslâm’ ın altın çağı ya da İslâm Rönesans’ ı olarak adlandırılan 8 yüzyıl’ dan 13. Yüzyıl’ a kadar, İslâm dünyasının yükselişini ifade eden dönemdir. 15 ve 16 yüzyıl’ a kadar sürdüğü söylenir. Mühendis, Bilgin, Tüccar, Sanattan tarıma, ekonomiden sanayiye, hukuktan edebiyata, gemiciliğe, felsefeye ve bilime ve teknolojiye, eski adetleri koruyup yenilerini ekleyerek katkıda bulunuldu.” (Hovard R. Turner)

“Her şey (Yalnız Allah müstesna) zıddı ile kaimdir”(zariyat 49) ayetinden yola çıkarak düşündüğümüzde, zıtlıkların çatışma sebebi olmaktan çıkarılıp, rahmete dönüşmesini sağlamak için, kıyılarda dolaşmak lazım. Kıyılar derken meselenin kıyısı manasında değil, biyolojideki ‘kıyı’ teriminin tercümesi olan “en verimli yer” diye bilinen kıyıdan bahsediyoruz, tezekkür de bunun kıyısı olabilir.

Bu zıtlıklara verilecek en güzel örnek, yani zıtlıkların rahmete dönüşmesine ilişkin verilen en güzel örnek “Su” örneğidir.

“H2o” Su, yani iki hidrojen bir oksijen. Biri tek başına yanıcı diğeri tek başına yakıcıdır, normal şartlarda yan yana geldiklerinde infilak etmeleri gereken iki element “Rahmet” tecelli edince “Hayat” peyda ediyor, zıtlıktaki rahmet hayat doğuruyor, zıtlıktaki çatışma da “şiddet” ve “memat” doğuruyor.

Hayat memat meselesi, zıtlıkların itidalli bir şekilde tavında dövülmesi çok önemli.
Rahmete kendini teslim eden, korktuğundan emin olurmuş.

Köpek ile kurt’ un birbirlerinden ayrılmalarındaki sebepler gibi. Köpek sahibine sadakatle bilinir fakat yemek ve kulübesinden ayrıldığında oradan çekip gider. Köpek, yediği ve barındığı sürece sadıktır.

Kurt öyle mi? Hürriyetin ve özgürlüğün timsalidir. Boyunduruk altına girmez, tasma takılmaz ona, sabah kalkar “Bismillah” rızkını arar, bulur yer, bulamazsa günlerce aç kalır ama yine boyunduruk altına girmez.

Doğru olana yönelmedikçe, Allah’ ta menziline istikametinde istikrar vermiyor. Önce senin istemeni, iradenin gereğini yerine getirmeni bekliyor.

Temelden sağlam olan bir yapının çökmesi elbette mümkündür, ama çürüğün ömründen de uzun ve yararlı olacağı da kesindir. Hem içerisinde bulunduğu şahsiyet ve karakterine faydalı olacağı gibi, kendi çevresinde cereyan edecek olanlara da etki ederek bunların müşterek zararlarını ortadan kaldırma gayretinde olacaktır. Yapılar ve kişilerin birbirlerine benzer birçok ortak özellikleri vardır.
Müspet yetiştirilmiş insanlar, müspet düşünür ve munis iş yapar.

Öyle de şimdiki zamanı imar eder ki üzerine geleceği inşa edebilsin.