West Word dizisindeki yapay zekâ robotların tümünün rüyaları gerçek, gerçekleri de adeta birer kâbus gibidir.

‘Aklı var fikri yok’ denilen insanların sergilemiş oldukları halleri ifade eden bu söz gibi, yapay zekâ için de ‘Bilgisi var ama ahlakı yok’ denilmeye evrilen bir sürece girilebilir.

En ilkel insandan en modern insana kadar tüm insanlık tarihi boyunca insan her zaman bir kutsala inanma ihtiyacı duymuştur. Bu duyumsama içsel bir şeydir, ontolojik bir şeydir, fıtridir, yaratılışından kaynaklanır. Bu kutsallık kimi zaman müspet, olumlu yönde, kimi zaman ise menfidir, olumsuzdur. Her iki durumda da sonuç itibariyle insanın bir kutsala ihtiyaç duyduğu gerçekliği vardır. Peki, yapay zekâda neredeyse tek tanımlanamayacak olan şey neden kutsallıktır?

Bunu öngören bir zihnin etkilendiği, öykündüğü veya ona bu fikri uygulama dürtüsünü veren şey nedir? Eğer insanlığın her dönemde kutsala ihtiyacı olduysa ve varsa, bu fikir bir insandan nasıl çıkmış olabilir?

İnsan dışı bir başka varlığın telkini ve teması sonucunda ortaya çıkmış olabilir mi?

İnsandan, insan zihninden ve zekâsından kutsallığı silmek imkân dışıdır. Yapay zeka evreninde ise herhangi bir kutsallığın hiçbir karşılığı yoktur.

Kutsalı olmayan yapay zekâ, tabiatı itibariyle çekincelerden de azade bir ‘yaşam’ sürecektir. Bu ahlakın oluşumu ve gelişimi bakımından da sorgulanması gereken bir noktadır. Memnun etme, ödül alma, hoşnutsuzluk karşısında ise bir cezaya tabi tutulacağı gerçeğinden de yoksun olacağından, düzenin mayası denilebilecek bir erdem olan ahlak kavramından mahrumdur ki bu da bir bakıma hem zihni hemde dünyevi kaos demektir.

Yapay zekanın sıfır hata ile bir durumu, işlemi sonuçlandırması demek, yine insan faktörünün kolektif bir çalışması ona yüklediği veriler sayesinde mümkündür. Fakat insan gibi inisiyatif alamayacak olan bir yapay zeka, yüzdelik oranla ne derecede etkin olabilir ki?

Makineler fertleri bireye dönüştürdü. İnsan, insan ile ünsiyetten yoksun kalarak köreldi ve eşyaya sarıldı.

Yapay zekâ insanları bir bakıma da paranoyaklaştırıyor. Dilimizde ‘Tesadüf’ ‘Tevafuk’ olarak kullandığımız ve denk gelme, üstüne gelme, karşılaşma manalarında olan bu sözler, ilgi ve algı alanlarının dijitalde takip ve tespiti neticesinde insanın önüne bir takım yerler tarafından getiriliyor olması, bu durumdan habersiz olan insanlarda bir halin zuhuruna sebebiyet veriyor.

Tesadüf : https://www.etimolojiturkce.com/kelime/tesad%C3%BCf

Tevafuk : https://www.etimolojiturkce.com/kelime/tevafuk

Kullandığımız akıllı telefonlar, tabletler, masa üstü bilgisayarlarımız, iş ve evde internete bağlanarak bilgilerimizi, ilgi alanlarımızı, ihtiyaç alanlarımızı, saklı, gizli duygularımızın arayışlarını, hayallerimizi arattığımız arama motorları vasıtalarıyla bizi kuşatarak, yine o aynı kanallar yoluyla bu saydıklarımız hakkında önümüze türlü türlü detaylar ve alternatifler getirilerek, tercih yapmamız yönünde yönlendiriliyoruz.

Hemen herkesin dikkatini çekmiştir bu gelişme fakat bunun bir yerlerden yönetildiği gerçeğini bilmeyen insan, ihtiyaçlarını karşısında, ulaşabilir bir seviyede bulduğunda, ilgi ve algı alanlarıyla alakalı olan materyallere ulaşımı ve bunların dışında da farklı seçeneklerin yanında sunulmasının vermiş olduğu his kişiyi, acaba ben nasıl bir hayatın içerisindeyim ki istediğim, ihtiyacım olan ve arzuladığım hemen her şey alternatifleriyle önüme seriliyor, sürekli bunlarla karşılaşıyorum, tesadüf ediyorum veya tevafuklar silsilesi yaşıyorum.

Normal yaşantısı içerisinde bu şekilde bir karşılaşmalar ve denk gelmeler zincirine şahitlik eden insan, kendisinde diğer insanlardan farklı haller olduğuna inanır. Hatta aramızda böyle insanlardan vardır.

Şunu düşündüm oldu, gördüğüm rüyalar çıkıyor, adını andım geldi gibi birçok örneği vardır. İşte gerçek hayatının adeta bir parçası haline dönüşmüş olan dijital âlem, insana görüp, tabirini arattığı rüyanın tevilini sunarken, onun tarafından yönlendirilmeye muhtaç durumda ama bunun farkında olmayan insanı avucunun içerisine alarak onu delirtebilir. Tıpkı mavi balina oyununun oyuncularına yaptığı gibi.

https://www.google.com.tr/search?q=mavi+balina+oyunu&rlz=1C1VFKB_enTR722TR722&oq=mavi+balina+oyunu&aqs=chrome..69i57j0.9414j0j7&sourceid=chrome&ie=UTF-8

“Teknoloji insan davranışlarını değiştirir. Yaş, eğitim, liyakat gibi sosyal itibar değerleri, sosyal medyada çiğnenir. Sosyal medya ahlâkileştirilemez. Teknolojinin kitleselleşmesi sekülerlik dayatır. Kişiler dijital toplumun ferdine dönüşür. Dijital toplumun en temel özelliği dijital hiyerarşidir. Genç nesiller tekno-kamusalda bilgileriyle varlık kazanır. Bu nesillerin muhataplarına hitapları “eşitlik” içerir. Dijital toplum internet çağı ile başlamıştır. Türkiye için bunun tarihi 1990’lardır. Giderek büyüyen internet kamusu söz söylemede sıra/saygı/hürmet/değer bilmez yığınların uğultusuyla varlık kazanır. Dijital kamuda herkes çığlıklar atmaktadır. Önceki nesil sokakta bağıran adam ayıplanmaktadır. Dijital kamusal alanda var olmak, ulu orta bağırmak eyleminde kendini ifade eder. Dijital kamusal alan ileri teknolojik aygıtlarla büyüyecektir. Mobil internet (telefon) insana monte edilecektir. Toplumların ahlâk değerleri ‘rû be rû’ (yüz yüze görüşme) ile nesilden nesile aktarılabilir. Dijital toplum ahlâk aktaramaz. Bilgi, ahlâk içermez. 1990’lara kadar toplumumuzda “geleneksel” olduğu söylenebilecek bir “değer dünyası” vardı. Örneğin PTT’den güç bela alınabilmiş yeşil veya beyaz çevirmeli telefonun zili çaldığında evin kızı-oğlu ahizeyi kaldıramazdı. Genç, telefonla konuşacak olsa paralelden annesi dinlerdi. 1990 sonrası gençliğin “şahsi” teknolojik cihazlarla tanışması iletişimin denetimini küresel kapitalizme aktarmıştır. Gençlik hızla dijital kamusal alana çekildi. Oyunlar, video filmler ile evsel değer sisteminden çıktı. Halen toplu taşım araçlarında toplumun değer sisteminin nasıl bir çöküşe uğradığı rahatlıkla gözlenebilir. Kamusal alanda artık “değer” yoktur. Genç-yaşlı insanlar birbiriyle “insan insanın kurdudur” mantığını güderek yarışır: “Metro/otobüse önce ben bineceğim, ben oturacağım.” Dijital kamuda kişilerin “dini” veya “ahlâkî” paylaşımları dahi ortamın seküler yapısını kırma gücüne sahip değildir. Zira dijital kamu bir ahlâk eyleminin ortaya çıkmasına müsaade etmez. Ahlâk derken bu nedir? Ör: Başkasını kendine tercih etmek, Allah için birini sevmek. Dijital kamuda “Başkasını kendine tercih etmek, Allah için birini sevmek” gibi HALLER görülmez. Sevgi ve nefretler “Emoji”ler vesilesiyle “iletilir.” Bu sembollerle insanlığın mağara devrine döndüğü söylenebilecektir. Sembol bir iletidir, duygusuzdur; öğrencinin öğretmeninin elini öpmesinin yerini tutamaz. Dijital insan sembollerle konuşur. Kelimeleri de sembolleştirir. Örneğin “aşkitom”, “aşkım” gibi kelimeler ruhsuz ve kaypak bir gönül halinin sembolik iletisidir. Dijital insan geleneksel toplumun gönül ilişkisinden o derece kopmuştur ki aynı ortamda olduğu ana-baba-kardeş-dost-sevgili ile bile cam arkasından (mobil cam-kamera gerisinden) konuşabilir. Camekan, modern insanın kapatıldığı bir zindandır. Dışarıda manzara vardır, ulaşamaz. Modern toplum görsel temas toplumudur. Arkadaşınız, sevdikleriniz, ailenizle tensel temastan bireyi koparır. Mobilizasyon eşinizle telefonla görüşmeyi mümkün kılar ancak onun saçını okşamanıza izin vermeyen bir uzaklaşmaya neden olur. Cam ilişkilerin arasında duvarlaşır. İnsan büyük bir çöküş içindedir. İnsan öldü.” Lütfü BERGEN (@BergenLutfi )