“Varolmanın sırrını anlamak”

Neden var’ım ? ve Ne yapmak için var’ım ?

Mesela MARK TWAİN’ nin bu durumu özetleyen bir sözü;

“Hayatında iki önemli gün vardır. Biri doğduğun gündür, diğeri de neden doğduğunu anladığın gündür.”

Bu sorunun ortaya çıkmasını sağlayan meselenin temelinde ontoloji, felsefe, antropoloji, sosyoloji ve daha nice sağlam kökler barındırıyor olması lazım, fikri sancıyı sindirmiş, damıtmış ve ortaya öyle çıkmış olması gerekir.

Bu değeri ve önemi olan sorunun, hemen her inanış biçiminde yeri olduğu gibi, asıl olan ve tam manası ile yerine oturan şeklini, biz kendi inanış biçimimiz olan İslam ile anlamaya çalışacağız.
İslam dini tek ve kaim olan dindir.

Bunu Allah Kur’an-ı Kerim de Ali İmran suresinin 19. Ayetinde “ İnned dine indallahil İslâm” yani
(Allah katında tek din İslam’ dır) diye buyurarak belirtir, yine aynı surenin 85. Ayetinde ise şöyle buyurur ;

“Kim İslâm’ dan başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahrette kaybedenlerden olacaktır.”

Allah’ ın bizden MURAD’ ı ( Murad-ı Hak) nedir? sorusunun anlaşılmasına yönelik atılan adımların giriş kısmı böyledir.

Maide Suresi 6. ayetin sonunda “Allah’ın muradı sizi sıkıntıya koşmak değildir; fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredesiniz.”

Murad-ı İlâhi, kullarının kendisine ibadet etmesini emrederken, sadece ibadetle kısır kalınmamasını bunun tefekkür ile de korunması ve genişletilmesi gerektiğini vurgular.
Bununla beraber Kulların da Allah’ tan dileyip istedikleri vardır, yani kulun da bir muradı vardır/olmalı.
Kul’ un muradına en güzel örnekler ayetlerde okuyacaklarımızdır.

İbrahim peygamberin dualarında Allah’tan şunlar istenmiştir:

– Hikmet,
– Salihler arasında olma,
– Salih / Müslüman evlat,
– İbadetlerinin kabul edilmesi,
– Dualarının kabul edilmesi,
– Neslinin Müslüman olması,
– İman ve İslâm’da sebat,
– Tövbesinin kabul edilmesi,
– Affedilmesi.

İbrahim peygamber, kendisi için dua ettiği gibi, anne babası, nesli ve bütün mü’minler için de dua etmiş, kendisi gibi onların mü’min olmalarını, imanda sebat etmelerini ve ahirette bağışlanmalarını istemiştir.

Dualarımızda bile Allah’ ın bizdeki muradını talep ederek, o yola yönlendirilmiş olmamızın farkındalığını idrak edebilmek için de ayrıca niyaz da bulunuruz.
Çünkü bu fırsatın ıskalanmaması gereken yeğane imkan ve olanak olduğuna inanırız. Belki tekrar tekrar bu fırsatın ele geçmeyeceğine olan inancımızdan olsa gerek, hep o anı hayal ederek ve ona hazır olmak adına terbiye yollarından yürüyerek, bize çizilen haritanın dışına çıkmama gayretini göstermek zorunda hissedişimiz bundandır.

Özünü bulmak, konsantre olmak, ne için burada olduğunun, fonksiyonlarının ve etki alanlarının farkına varmak/vardırılmak, yüce bir duygu doygunluğudur herhalde.
Kendisine bahşedilen sayısız nimetlerin şükründen aciz olmasına rağmen, sürekli lutuflandırılan insanın, fikir ve düşünce sancılarına karşılık olarak, yani aklını işletme yolunda ilerleyişine, enderuni düşünüş biçimine, tefekkürüne ödül olarak tattırılan, elle tutulmayan gözle görülmeyen nimetlerle tekrar tekrar ödüllendirilmesi, sürekli bunları yaratan Rabbine karşı insanın bir ifa edilemez şükür hali duysuyla kasıp kavrulmasını, girdap içerisinde ha bire devinimler yaşamasını sağlıyor.

Böylelikle hayret ve hayranlık kat be kat artarak devam ediyor.
Bu hissi tatmin yolunda ilerleyişlerle beraber, insanın sınırlarının, hem fiziksel hem metafiziksel ve hem de alan ve manalarda genişletilmesi, imkânlarının yaratılması muhtemeldir.

Allah, manayı arayan insana sebepler halk eder, kırıntılar bırakır tabiri caizse, yola düşürür.
Bu yol, illa adımlarla aşındırılan bir yol olmayabilir, tıpkı nimet dediğimizde aklımıza, karnımızı doyuranlar dışında olan sayısız nimetlerin gelmesi gibi.

“Allah’ın nimetini saymaya kalksanız bile onu sayamazsınız. Allah affedicidir; merhamet sahibidir.”
NAHL 18

İnsanın varlık gayesini Allah Zariyat suresi 56. Ayette

“ insanları ve cinleri yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım.” buyurarak beyan eder.
“Kulluk etsinler” diye geçen ibare, sadece bana ibadet etsinler demek değildir. Her anlamıyla kulluk, bilim, sanat, felsefe, edebiyat, teknolojik gelişmeler ve yenilikler de insanın Rabbine karşı kulluk görevlerindendir.

Çünkü her buluş, aslında Allah’ ın hazinelerinin keşfedilmesi demek olduğu gibi, O’ nun bütün hazinelerin sahibi ve yaratıcısı olduğu anlamına da gelir.

Keşfe gayretkeş olanın önüne buluşların parçaları saçılarak birleştirmesi sağlanır.