Uyuşturucu sorunu ve bağımlılık, memleketin beşeri potansiyeli ve istikbali açısından bir “Milli Güvenlik Meselesi” olarak değerlendirilmeli, üzerine ciddiyetle gidilmeli diye düşünenlerdenim.

Kitabın ortasından dedim ya; Öyle sürekli tespitler yapıp süslü cümleler kuran yakışıklı sorumlular veya bürokrasiye takılmış bezgin tiplerden kurtularak, sokağa inip bu işin temelini görerek, damarını yakalayarak çözebilme ihtimali çok yüksektir.

Öncelikli iş, bu tip maddelerin ülkeye girişlerindeki denetim sorunlarında, belli ki bu konuda gerekli önlemler alınmasına rağmen, bir cenah veya birkaç kişi veya çeteleşmiş yetki sahipleri, kolay paranın cazibesine kapılarak kapıları sonuna kadar açıyor.

Ülkemizin Avrupa’ ya bir köprü olması hasebiyle de bu durum daha bir ciddiyet addediyor.

Sıfır bir dizisini örnek olarak gösterebilirim, sokağı anlamak, çözümleri görmek adına. Dizide çok fazla gerçeklik işlenmiş hatta o kadar ki, arada sorunlara çözüm olacaklar gözden kaçar vaziyette.

Şunu da söylemeden geçmeyelim, uyuşturucu, sadece kırsal kesimlerin, çarpık sosyolojik alt yapılarda ikamet edenlerin kullandıkları bir madde değil, sanat ve kalantor camia da da bilindiği üzere kullanımı çok yaygındır. O yüzden alt sosyal sınıfı bağımlı/keş diye kodlayıp, tiksindirici bir ayrım içerisinde dışlayarak ilerleyenler, çok hatalı ve yanlış bir yoldadır.
Hem bu maddelere ulaşım para ile olduğundan, refah düzeyi yüksek olanların elde etmesi diğer kesime göre daha kolaydır. Tabi burada da uyuşturucu maddelerin alım gücü ve ulaşılabilirlik derecesine göre kategorize edilmesi devreye giriyor. Kazanıma ihtiyaç duyan bağımlı alt kesimlerde ise suç oranlarında artış görünüyor. Örneğin hırsızlık, gasp gibi.

Neyse biz asıl konuya dönelim; İçeride bu konuya çözümü ancak bu durumların içerisinden çıkmış olanlarla daha etkin ve faydalı bir biçimde yürütüleceği kanaatindeyim. (Damdan düşenin halinden yine damdan düşmüş olan anlar) Tabii ki bilimin ve tıbbın ışığında, uzman kişilerin refakatinde, fakat sosyolojiye de dokunmadan, onu sadece bir tespit aracı olarak kullanarak çözümü elde edemezsiniz.

Aklı başında, mahallesinde ve dar çevresinde hürmet gören, sevilip sayılan ama kötü alışkanlıkları yüzünden kendisiyle ilişkilerin hep bir seviyede tutulduğu insanlar arasından, o alışkanlıklardan kurtulmuş, onların zararını görmüş ve kabullenememiş ve sonunda terk ederek öz güvenine kavuşmuş kişilerle bu yolda adım atılabilir. Onlardan sokağı ve insanı anlamak adına işin jargon ve raconu öğrenilebilir.

Bu kişiler, mahallesindeki gençlerin gözünde bir idol, örnek alınacak kişiler olarak görüldüğünden, sözü dinlenir.

Çocuk, aile içerisinde herhangi birinden daha fazla, hatta bazen sürekli bu örnek aldığı, çekindiği, sevdiği, onun gibi olmak istediği ağabeylerini dinler. Bu ağabeyleri tespit ederek, onları yetiştirip bilgilendirerek soruna tekrar bakılabilir.

Kırsal kesimde gençlerin ev ve işlerinin dışında vakitlerini faydalı geçirebilecekleri uygun mekânlar oluşturmalı. Anne babaların, çocuklar üzerindeki baskısını azaltacak ve bu çocukların kaçıp rahatlayabileceği yerler olmalı. Her anne baba bilinç, eğitim ve sosyalite olarak belirli seviyelerde olmayacağı gibi, her aile de müspet ve bildiğimiz manada bir aile olmayabilir. Türlü problemlerle mücadele eden ailelerin içerisinde yetişen çocukların, bu tür maddelere başlayarak alışkanlık haline getirmeleri daha kolaydır.

Bir “zengin” gibi kendisini aracına atıp deniz kenarında ağlayarak rahatlamaya çalışmayacaktır.
Mekânlar, şartlar, insanları farklı şekillerde olgunlaştırır. Şişli de oturan yetişen bir genç ile bağcılarda yetişen bir genci, birbiri ile hayat mücadelesi bakımından kıyaslayamazsınız. Fakat bu durum ne şişlideki ne de bağcılardaki çocuğun elinde değildir.

Bu konuyla alakalı yetkili ve etkili bir birim kurulmalı, bir bakanlık da olabilir.