“Türk” ya da “Türük” sözcüklerinin tarihte bilinen ilk kullanımına Orta Asya’da Göktürkler tarafından Göktürk alfabesi kullanılarak sekizinci yüzyılda dikilen Orhun Yazıtları’nda rastlandı. Sözcüğün günümüzdeki halinin orijinali ilk kez 12. yüzyılda İtalyanlar tarafından Orta Çağ Latincesi kullanılarak “Turchia” veya “Turcmenia”
şekillerinde oluşturuldu. Bunların yanı sıra Orta Çağ’ın Alman seyyahları bölgeyi
“Turkei” veya “Tirkenland” şeklinde, Fransızlar ise “Turquie” şeklinde andı.

Sözcüğün Yunanca soydaşı “Tourkia” Bizans imparatoru ve bilgini VII. Konstantin Porfirogennetos tarafından De Administrando Imperio kitabında kullanıldı. Ancak imparator buradaki “Türk” kullanımlarıyla Macarları kastetti. Benzer şekilde Bizans kaynakları, Karadeniz ile Hazar Denizinin kuzeyinde ömür süren bir Türk devleti olan Hazar Kağanlığı için de “Tourkia” (Türklerin ülkesi) sözcüğünü kullandı. Osmanlı İmparatorluğu ise kendi çağdaşı olan diğer ülkeler tarafından zaman zaman Türkiye veya Türk İmparatorluğu şeklinde anıldı.

https://onedio.com/haber/anlamlarinin-nereden-geldigini-ogrenince-cok-sasiracaginiz-21-ulke-ismi-719329

Turkuaz rengi adını Türkiye’de bulunan Firuze taşından alıyor. Fransızlar Türkiye’den giden bu taşa “Türk’e özgü” anlamına gelen turquoise adını vermişlerdir. Bu sebeple Türklerle özdeşleşmiş bir renk olan turkuaz, dünyanın pek çok ülkesinde Türk rengi olarak tanınmaktadır.

Bilindiği gibi halk arasında, bizim kültür ve gelenek kodlarımızda doğan bir bebeğe en kısa zamanda bir isim verilmesi, hatta bilinen bu sürenin maksimum kırk gün olduğudur. Yeni doğan bebeğe isim verme ritüelini, uygulamasını ailenin bir büyüğü veya bebeğin babası üstlenir. Sağ kulağına Ezan-ı Muhammedi, sol kulağına ise Kamet okunmak suretiyle bununla beraber verilen isimde zikredilerek, senin adın bundan sonra budur denilir. Doğarak hakikatten kopmuş olan insan, güvensizlik ve huzursuzluğunun bir an evvel giderilmesi, geldiği yerin kopmuş olduğu yer ile bağlantısının bulunduğunu anlaması, hissetmesi bakımından bu önemli olabilir. En kısa sürede kendisine bu telkin, belki de kendi geldiği âleminde işittiği kelimeleri ona duyurmak için yapılıyor olabilir.

“Dedem Korkut’un bir özelliği de çocuklara isim vermekti. Geleneksel topluluklarda bunu grubun öncü yaşlısı yapar(dı). Çalışmama göre günümüzün isim verenleri değişmekle beraber şöyledir: baba (%33) anne (%28,7) dede (%16) vb. GÖKÇEN ÇATLI

Hayatında ile defa bir ezan sesi duymuş insanların hallerine örnek olarak aşağıda birkaç görüntünün izlenmesi tavsiye edilir.”

https://www.youtube.com/watch?v=BjQeFxjHWvM

“Bir kimse öldüğünde değil, onun adını bilen son kişi öldüğünde gerçekten unutulmuştur.”

Her millet kendi ismini, eğer farklı bir şeyler olamamışsa şayet muhakkak ATA’sından alarak tarih sahnesine çıkmış ve dünya üzerindeki serüvenine öyle başlamıştır, öyle devam ettirmiştir. Bu fikrin en pratik çözümlemesi ise yine, yalnızca bizlere has olmayan, birçok memleketlerde de çeşitli unvan ve ek isimler almak kaydıyla çocuklara, ya babalarının veyahut da aile büyüklerinden karakter, asalet, nüfuz, güç, erdemlilik gibi niteliklerde olan, kendisini bu özellikleri ile ön plana çıkaran kişilerin isimleri verilirdi. Bunun sebebi, o kişinin ailesinde neşvü nema bulan onca hasletin unutulmaması, yaşatılması, hep hatırlanır halde kalması ve bir bakımdan da ATA’larının unutulmamış olmasından dolayıdır.

Türklüğü töresi ve geleneği olan bir birlik, bir şuur, bir zihniyet olarak algılamak gerekir. Bu yüzden merhum gazi Mustafa Kemal ‘Türklük adamlar birliğidir” ifadesini kullanmıştır.

Lütfü Bergen’e göre ise Türk, Nuh a.s’ın oğullarından Yafes’in oğlunun adı olarak başlangıç bulmuştur. İsrailoğulları yok iken Türkler (Yafesoğulları) vardı. İsrail (Hz. Yakub), Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İshak’ın oğludur.

“Türk töresi, Hz. Âdem’in getirdiği “Tevhid (Tek Tanrı) ve Aile” sistemini 1000 yıl boyunca tebliğ eden Hz. Nuh’un Allah’a verdiği misaktan doğmuştur.
Hz. İbrahim’in torunu Hz. Yakub’un oğulları (İsrailoğulları) Hz. Yusuf ile Mısır’da iktidar oldu. Türkler ise İç Asya’da Hz. Nuh’u n hemen ardından misakla yaşamaya başladılar ve demiri işleyip çelik eylediler.

“Türk” töreli toplum demektir. Tarihte demiri işleyen, atlar yetiştiren, atlarına demir ökçe-nal yapan, üzengi-gem kullanan ilk kavim Türklerdir. Hz. Nuh a.s’ın misakına inanan Türk, Müslüman idi. Türk bir “ırk” değildir. Türk, töreyle yaşayan kavimler topluluğu demektir.
(Hikmet Kıvılcımlı)

Onun da bunu dayandırdığı kaynak, Tuncer Baykara’nın ‘TÜRK ADININ ANLAMI’
(Bilge Kültür Sanat, 2017) isimli kitabındaki bilgilerdir.

“Tuncer Baykara “Türk” kelimesinin bir “ırk adı” olmaktan ziyade ele almamıza fırsat veren anlamlarına işaret eder” der Lütfü Bergen.

Genel bir kanı olarak Türk ismi hakkında böyle fikirler olmakla beraber, meselenin Nuh a.s’dan çok daha evvele gittiği yönünde de fikirler vardır.

Fakat şöyle ki, başta da söylediğimiz gibi, bu ismi oğluna veren Yafes, muhakkak atalarının isminden esinlenerek vermiş olabileceği fikri de mantık çerçevesinde olağan akışa ters de değildir, bilakis gayette uygundur. Çünkü töre bunu gerektirir. Türk de töresi olan bir ataydı ve bu ta ki bu güne değin böyle geldi.

Türkler, Allah’ın emirlerini ve yasaklarını öylesine içselleştirmişlerdir ki bu zamanla onların ‘TÖRE’ dedikleri hale dönüşmüştür.