Medya platformlarında ki akışı takip etme hızına yetişmenin mümkün olmadığı çok açıktır. Buna yeltenenler ise birkaç bildirimden sonra empatiyi kaybederek, tolerans geliştirerek, duyarsızlaşmaya, körelmeye başlamaktadır. İster istemez vücudumuz, beynimiz bizleri bir savunma mekanizması ile koruma altına alır.  Sürekliliği halinde bozulan dumura uğrayan sistem yıprandığı aşındığı için artık yatak Sarar ve kendi kendisini yiyerek bitirir.  Yamyamlığın bir türevi olarak post-modern  yamyamlık denilebilir buna.  Artık yok olan melekeler Hatta bunları yiyen diğerleri evrim geçirmiş ve başkalaşmış olurlar.  Hiçbir eyleme karşı kayıt oluşturmaz hale gelirler, yani  eylemlere karşı kayıtsız kalırlar. Her ne olursa olsun hayatta kalmaya ve yaşamaya devam ederler. Fakat bu bir Survivor değil hatta kutsal olan yaşamın korunması anlamına da gelmez. Daha bireysel daha benci ve bencileyin yaşamın tatsız tuzsuz sofrasına oturmaya benzer. Pekâlâ, kutsal olan yaşama hakkını savunuyor ama insanın kurması fıtraten gerekli ünsiyetlerle olan bağı kopuk bir halde. Böylelikle insanın bağı kopuk bir kuklaya dönüştürüldüğünü görüyoruz. Bu insan kopmuş olan bağlarla hiçbir ağ ile irtibat kuramaz artık. Güdüsel davranmaya başlar tıpkı hayvanlar gibi. O zaman hayvanlarla aynı seviyede olması onun bir insan olarak potansiyel değeri gereği mümkün değildir ki işte hayvandan aşağı seviyeyi burada görür. Gördüğümüz gibi çevrimiçi bağlantılar, sanal platformlar, birçok mecrada bağlantılarla var olma mücadelesinin kontrolsüz akıbetinin geldiği nokta, Ağ’dan kopuk  bağlantılar, kaybedilmiş hakikat ve en düşük seviyedir. Bir anlık duygularla geçiştirilecek olan yaşanmışlıklarım ve hâlihazırda yaşadıklarımı neden bu platformlarda paylaşarak kendimi yaşadığım eşsiz duyguları değersizleştireyim? Vaktimi Kanlı canlı ruberu geçirdiğim insanların her tepsisi her zaman daha gerçektir değişkendir ve devamlıdır.

Black Mirror dizisinin bölümlerinden birinde, nişanlısı ile birlikte yolculuk eden birinin, sırf sanal platformdaki paylaşımına gelen bir beğeniyi görmek istemesi üzerine telefonuna bir anlık bakması büyük bir kazayla sonuçlanır ve hayatta en çok sevdiği insanı kaybeder.

Daha sonra bir şekilde bu platformu oluşturan kişiye, şirket elemanlarından birini silahla rehin alarak ona telefonla ulaşmak ve buna onun sebep olduğunu söylemek ister.

Bütün ülkenin yayın organlarında artık bu rehine krizi konuşuluyordur ve tabii ki tüm sanal platformlarda. Çok zengin olan bu sanal medya şirketinin patronu, dağ başında inzivaya çekilmişken kendisine ulaşılır ve nişanlısını kaybeden kişiyle telefonda görüşürler.

Adam ona; olayı anlatır ve suçlunun o olduğunu söyler. Zengin sanal medya platformu sahibi ise kendisinin bu platformu tasarladığında böyle bir şeye sebebiyet vereceğini ön göremediği için üzgün olduğunu, aslında eğlence amaçlı olduğunu ama bir süre sonra işlerin çok büyüyüp, kendisinin de kontrolünden çıktığını itiraf eder. Bu arada bütün ülke canlı yayın medya araçları, polisler, FBI, tüm sanal platformlar buraya odaklanmış vaziyettedir. Elindeki rehineyi öldüreceğini söyleyen ama bunu yapmayacağı belli olan kişi topluma açık bir sarsıcı mesaj vermiştir.

Telefon görüşmesi bittikten sonra rehineye arabadan çıkması, artık serbest olduğunu söyler. Rehine arabanın içerisinde tüm bu karşılıklı telefon konuşmalarına şahit olduktan sonra kendisini rehin alan kişiyle ve yaşadıklarıyla bir bağ kurar ve intihar etmemesi için onu ikna etmek ister. Bir an silahına hamle yapar, arabada boğuşurken keskin nişancı fırsatını bulduğu an da ateş eder ve adamı öldürür. Bir anlık görüntüler, bildirimler yüksek bir hızla tüm yayın organlarına hızlıca iletilir. Adam ölmüştür, polis işini yapmıştır. Ve on saniyelik anlık bildirimlere baktıktan sonra herkes hayatına geri dönmüştür. Şirket sahibi inzivasındaki yoga meditasyonuna, şirket elemanları işlerine, polisler, FBI görevlerine, sokaktaki insanlar da biraz önce bıraktıkları oyun, eğlence ya da her ne yapıyorlarsa ona.

Her gün her an an be an buna maruz bırakıldığımızın farkına varamadan insanlığımızdan çıkıyoruz, çıkarılıyoruz. Farkına varanları ise konuşturmuyoruz, dinlemiyoruz onları, ayrık otu muamelesi yapıyoruz onlara, ucube gibi davrandıklarını söylüyoruz ve uzaklaşıyoruz onlardan. Aslında tolerans geliştirmemiz gereken işlerden öylesine uzağız ki, kıymetsiz koca bir boşluk kuşatmış her birimizi. Oyalanıp duruyoruz.