Nesli tükenen canlılar gibi, hissi tükenen duygular da vardır, erozyona uğrayarak ortadan kaybolurlar. Kaybolup giden hareketler ve ifade ettiği manalarının yitirilmesi gibi.
Teknolojik ilerlemelerin fayda getirileri olduğu gibi (ki bunlara hayatımıza giren yeni kavram ve anlamlar da dahil olmak üzere) öyle de zarar götürüleri de olduğu kaçınılmaz bir gerçektir.

Hikaye’ye göre, Anadolu’nun bir yerinden geçecek olan trenin hattı çizilip raylar döşenmeye başladığında halk hareketliliği merak ederek işçilerin ve demir yığınlarının olduğu yere gelerek sorarlar;

Hayrola ne iş görüyorsunuz burada? diye.

Mühendisler cevaben; Çalışıyoruz işte ray döşüyoruz buraya. Ahali yine sorar; Ray mı? Ne olacak ki onlar?

Mühendisler; Üzerinden tren geçecek.

Ahaliden biri yine; E peki geçecek de ne olacak yani?

Mühendis; Ya hu amca! Siz şimdi buradan Ankara’ya kaç günde gidiyorsunuz?

Amca; At ile 3 günde.

Hah işte artık bir günde gideceksiniz.

Amca; E peki geri kalan iki günde ne yapacağız? derler.

Birçok vasıtanın hayatımıza girmesiyle birlikte, çekip gidenleri unutur olduk, yeni olana alışmak ise hayli samimiyetsiz ve yavan. Vasıtaların, zamanı ve mekan’ı yakınlaştırması meselesi de işin daha derin boyutu. Üç günde gidilen yerlere artık bir saatte gidiliyor, bütün düzen de iğneden ipliğe ona göre dizayn edilmeye başlanıyor. Kervan saraylar, ulaklar, ticaret yolları, ekonomik gelişmeleri de kalkınmayı ve yeniden daha hızlı olmak izliyor. Önceleri önemli bir haber önemli bir ağızdan çıktığında sahibine ulaşana kadar ( ki bu üç günlük veya daha fazla olan bir yol kat etmek anlamına gelir ) en az iki en fazla üç kulak (ulak) tan geçer, yerine öyle ulaşırdı. Şimdiki teknoloji ve hız aradaki bütün aracıları ortadan kaldırdı veya simüle etti, soyut bir dijital kutuya mecbur ve neredeyse mahkûm etti. Somut bir insan üzerinden yapılabilecek olan her türlü iletişim, duygusal bağ, kişisel hukuk ve güvenlik riskleri göz ardı edilerek nasıl bu kadar güvenilir hale geldi anlaşılır gibi değil.
Henüz insan kendi melekelerinin, yani ona bahşedilmiş olan, gerek kullandığı gerekse hala farkında olmadığı yeteneklerinin ne kadarının bilincinde ve ne kadarına hâkim ve mahir.

“ İNSAN ZORA DÜŞMEDİKÇE YETENEKLERİNİ SONUNA KADAR KULLANAMAZ “ ( sun tzu savaş sanatı )

Zordan kasıt burada kriz anıdır, köşeye sıkıştığın bir an da olabilir, malum örnek gibi bir kedi yavrusunu bile köşeye sıkıştırırsan pençelerini açar ve kendisini koruma içgüdüsüyle savunmaya ve hatta saldırıya geçer.

Bu halin mevcutta muhafaza edilmiş olması ile sürekli veya aralıklarla meydana çıkması ve farkına varıldığı andan itibaren de tekrar ve tecrübeyle maharet kazandırılması gerekir.
Yani ilk zor anda mevcutta saklı olan, kendisini o an meydana çıkaran bir hal ile içerisinde bulunduğu durumu yönetmek pekte mümkün olmayabilir. Bu süreklilik ile yeteneklere kazandırılan tecrübe sanata dönüşür. Uzun süre silah eğitimi almış, gözü kapalı tüm parçalarını söküp takabilecek hale gelmiş kullanmada da ileri düzeye ulaşarak hedefleri istenilen seviyede isabetle vurmuş birini alıp çatışma sahasının tam ortasına bırakırsanız, aklını kaçırması saniyelerini almayabilir.

O güne kadar ki teorik kısmen de pratik eğitimin dışında, gerçek etkenlerden uzak yetiştirilmiş melekeler köpük gibi söner gider.

Eskiden yaşanan macera ve heyecanlar belirli tecrübeleri de beraberinde getirirdi. Bu tecrübelerin bir sonraki nesle aktarılır ve kaybolmaması sağlanırdı, burada kaybolmaması gereken tek şey edinilmiş tecrübeler değil, her anlamda karşılıklı bir etkileşim ve alış-veriştir. Görsel, işitsel, içsel, tadı ve kokusu hatta dokusunun insanda bıraktıklarıdır da.

İnsanın insan ile olan ilişkisine ket vurarak, insanın dijital ile olan bağlantısını artırmak ve devamlı kılmak adına dijitali, insana karşılık verebilecek seviyeye getirdiler. Bu süreç kısır birkaç hamle ile mümkün oldu, hayret halinden faydalanılarak etki artırıldı.

Zaman ile mekân (space) ın yakınlaşmasından kaynaklanan hız tutkusu, istenilene, arzu edilme derecesinde denk bir anda kavuşmayı da beraberinde getirdi. Dediğimiz gibi aracılar ortadan kalkarak direkt maksatla hemhal olundu.

Böylelikle, alışılagelmiş olan tüm paradigmalar değişime uğradı. Sosyal, kültürel, geleneksel, ananevi olanlar, tepeden tırnağa bir sıçrama ile çağı da ileriye taşımış oldu.

Zamanın ruhunu yakalamış olanlar, arzu edilen ile elde olanı birleştirerek ileri bir sıçrama yaptı. Köklü devinim sürecinin içerisindeki bu çocuklara batılı bir tabir olan “İndigo çocuklar” da denildi.