İNDİGO ÇOCUK NE DEMEKTİR?

Bir dizi yeni ve olağandışı psikolojik nitelik sergileyen ve genelde daha önce belgelenmemiş davranış biçimi gösteren bir çocuktur. 1970’li yılların sonunda doğmaya başladıkları için bugün birçoğu yetişkindir. Bugün dünyada doğan bütün çocuklar İndigo potansiyeliyle doğmaktadırlar.

İndigo Çocukların Ortak Özellikleri:

Onlar dünyaya bir asalet duygusuyla gelir ve çoğunlukla da öyle davranırlar.

“Burada olmayı hak ettiklerini” hisseder ve başkalarının bu hissi paylaşmadıklarını görünce çok şaşırırlar.

Kendi değerlerini iyi bilirler.

Çoğunlukla, evde ve okulda işleri yapmanın daha iyi yollarını görürler, bu da onların “sistem yıkıcılar” (herhangi bir sisteme uyum sağlayamayanlar) gibi görünmelerine neden olur. (Alternatif sistem kaşifleri de denilebilir.)

Suçluluk duygusu verilerek disipline sokulmaya karşılık vermeyeceklerdir.

İhtiyaçlarını bildirmekten çekinmezler.

Sırada beklemeyi sevmezler.


Spritüel inanışa göre düzeni değiştirmeye gelen ve ‘yeni çağın çocukları’ olarak tanımlanan çocuklara ‘İndigo çocuklar’ denir.

Özgüvenleri yüksek, otoriteyle disipline edilmeyen, sisteme başkaldıran ve uzmanların ‘hiperaktif’ ya da ‘dislektik’ olarak tanımladığı bu çocukların eğitimden beslenmeye her türlü ihtiyaçlarının farklı bir şekilde karşılanması gerek. “Onlara baktığınızda direkt sizin gözünüzün içine bakan, derinliği olan bir çift gözün kararlı bakışlarını yakalarsınız. Konuştuğunuzda ise asla zavallı, çaresiz, yardıma muhtaç bir bebek bulamazsınız. Cevapları hazırdır. Ve onlarda ‘büyümüş de küçülmüş’ bir eda yoktur. Çünkü onlar öyledir zaten! Kullanılmaya asla açık olmadıkları gibi, kullanmaya kalktığınız her noktada sizi öyle bir hale getirirler ki, siz oradan çıkmak zorunda kalırsınız. Vicdan sömürüsü yapmanıza imkân yoktur. Çünkü yaratılışlarında öyle bir kodlama yoktur! Kısa, keskin, seri ve net davranırlar. Hedef önemlidir; hedefe varmak için her türlü hünere sahiptirler…”

Lee Carroll “

İNDİGO ÇOCUK TİPLERİ

İNSANCIL: Kitlelerle çalışacak olan gruptur. Yarının doktorları, avukatları, öğretmenleri, tüccarları, işadamları ve siyasetçileridir. Herkesle son derece dostça konuşurlar ve güçlü fikirlere sahiptirler. Biraz sakar ve dağınıktırlar.

KAVRAMCI: İnsanlardan çok projelerle ilgilenirler. Yarının mühendisleri, mimarları, tasarımcıları, astronotları, pilotları ve subayları olacaklardır. Atletik yapıdadırlar. Etrafındakileri yönetme eğilimi vardır.

SANATÇI: Diğer indigolardan çok daha duyarlıdır ve genelde daha ufak tefektirler. Sanatla ilgilenirler ve yaratıcıdırlar. Yarının öğretmenleri ve sanatçılarıdırlar.

BOYUTLAR ARASI: Diğer indigolardan daha iri yapılıdırlar. Onlar dünyaya yeni felsefeleri getirecek olanlardır.

İNDİGO ÇOCUKLARI YETİŞTİRİRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

•Sınırlar koyarken yaratıcı olun.
•Bu çocuklara, yetişkin sorumluluk vermeden onlar yetişkinlermiş ya da yaşıtlarınızmış gibi davranırlar. Onları büyüklük taslamadan ve küçümsemeden dinleyin, saygı gösterin.
•Eğer onları sevdiğinizi söyler, ama saygısızca davranırsanız, onlar size güvenmeyeceklerdir.
•Bir indigo çocuğu yüzünden ve gözlerinden hemen tanıyabilirsiniz, onlar çok yaşlı, derin ve bilge bir ifadeye sahiptirler.

İNDİGO ÇOCUĞU DİSİPLİNE SOKMAK

1-Çocuğu her zaman bilgilendirin ve işin içine katın.
2-Basit açıklamalarla potansiyel yanlış anlamayı önleyin.
3-Çocuğunuza tepkisel davranmayın.
4-Emirler vermekten kaçının.
5-Bir durumu ortaya çıktığı anda çözüme kavuşturun.
6-Çocuğunuza vurmayın ve kaba sözler söylemeyin.
7-Sevginizi açıkça gösterin.

Çocuk gelişim uzmanı Nilüfer Karataş

İNDİGO NEDİR?

Ne olursan ol, Hayal et, Hayalini bırakma, çünkü öyle olacak…

İster spiritüalizm de olsun, ister siyaset, ya da hayatın herhangi başka bir alanı olsun, toplum olarak hepimizin alışa geldiği bir gerçek var: Hayatımızda bir sorun çıktığında, başımız sıkıştığında bir şeyler yolunda gitmediğinde hemen suçlayacak birilerini arıyoruz. İşin kötüsü buluyoruz da. Onlar yaptı her şeyi; bu gün iş yerinde böyle yaptılar, sevgilim böyle yaptı, en yakın arkadaşım böyle biri, bilmem ne yaptı, annem böyle dedi, canımı sıktılar. Ardı arkası kesilmeyen bu uzun suçlama listenin vardığı sonuç, iyi değilim, çok stresliyim. Niye? Görmüyor musun ne yapıyorlar bana yoruldum savaşmaktan.

Hayatımız etrafımızda yaşananlarla mı şekilleniyor? Onlar mı şekillendiriyor? Yoksa farkında olmadan korkularımızın bizi yönlendirmesine izin mi veriyoruz? Yani korkularımız, yapmaya cesaret edemediklerimiz mi şekillendiriyor? Bilinçli olarak sağlıklı seçimler yapmak elimizde mi peki?
“Eğer mutluluğunuz bir başkasının yaptıklarına bağlıysa çok ciddi bir sorununuz var demektir.” der Richard Bach, çok da güzel der.
Bazen kendimizi dışarıya o kadar odaklar ve o kadar kayboluruz ki o bataklıkta, olayı iyice abartır, bizim dışımızdaki tüm insanlar, tüm sistem, bize cephe almış, bizi yok etmek için uğraşıyormuş gibi davranmaya başlarız. Savunma mekanizmaları örer, planlar yapıp incinmeyeceğimiz bir gelecek kurmaya debeleniriz.

O noktada ne anda yaşamak kalıyor geriye, ne de yaşadığın anın sana sunduğu mutluluğu, huzuru yakalama şansı.
Tüm hayatımızı bu koşuşturmaca da, geçmiş korkularıyla şekillenmiş gelecek planlarımızla tüketiyoruz. Zihnimizin ve korkularımızın kölesi olmuş vaziyette o bataklıktan çıkmaya çırpınıyoruz. Sevgi, huzur, akışa evrene güvenmek gibi güzel kavramlar zihinle gölgeleniyor.
Tüm bu süreç içinde hep unuttuğumuz bir nokta oluyor gerilerde; Yaşadığımız her şeyin sorumlusu biziz. Çünkü korkularımızla bilinçaltında ya da değil seçen biziz.

Nasıl mı yapıyoruz bunu.
Hemen bir örnek verelim.
Başkalarına oldukları halleriyle var olma özgürlüğünü, anlayışını verebiliyor muyuz? Yoksa alışkanlık haline gelmiş bir şekilde, onları sürekli eleştiriyor yargılıyor ve bir şeylerden suçlu mu buluyoruz? Bunu yaparken aslında öylesine kocaman bir ego duvarının önünden konuşuyoruz ki, bir şeyleri karşımızdakine projekte ettiğimiz aklımızın ucundan bile geçmiyor. Mesela şu anki sistemde, Türkiye’de, hatta insanlarında hoşunuza gitmeyen neler varsa bir kağıda yazın. Kendinize zaman verin ve bir süre sonra listeyi inceleyin. Göreceksiniz ki liste boyunca şikayet ettiğiniz her şey, sizin kendi varlığınızda çözemediğiniz, barışamadığınız, belki bilinç altınızda gerilere attığınız, belki de yüzleşmekten korktuğunuz bir yanınız aslında.

Özet olarak şu an değişmesini istediğiniz ne varsa ilerisi için, bunu hemen kendinizde değiştirerek başlayın işe. Dünyayı değiştirmek istiyorsanız önce kendinizden başlayın demiş ya düşünür. İşte aynen öyle.

Herkesin birbirini suçladığı, sorumluluğu başkasına yıkmaya çalıştığı, kendi davranışlarının sorumluluğunu almadığı bir düzende, kimsede bir değişim, farkındalık, ilerleme olmadığı takdirde, yüzde yüz garanti verebilirim ki ister 2020 yılında ister 2568 yılı olsun biz hala aynen olduğumuz yerde, şekilde var olarak, suçlayacak birilerini arıyor olacağız. Teknoloji gelişecek çağ atlayacağız ama farkındalık olduğu yerde sayıyor olacak.

Şimdi diyeceksiniz ne yani her şeyin suçlusu ben miyim? Eğer illa da bir suçlu arıyorsan evet sensin. Çünkü kavramamız gereken asıl şey şu ki, aslında suçlu diye bir şey yok. Yaşanmakta olan her şey farklı bir noktaya bağlanır ve olan her şey uygundur aslında. Kurduğumuz denklemler, basmayı seçtiğimiz taşlar ve denklemlerin sonuçları vardır. O güzel halk deyişimizle “Ne ekersen onu biçersin”, yani eken de biçen de sensin…