Tespih; kelime manası itibarı ile Allah c.c. anmak yüceltmek demek hem de zikir manasını taşır ki ayeti kerime de

“Ey inananlar! Allah’ı çok zikredin (anın) ve O’nu sabah akşam tesbih edin”

(el-Ahzab, 33/41, 42)

 “Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmiştir. O, Aziz’dir, Hâkim’dir”

(el-Hadîd, 57/1 )

“İnananlar, öyle kişilerdir ki Allah’ı anmakla yatışır, kuvvetlenir gönülleri. İyice bilin ki gönüller, Allah’ı anmakla yatışır, kuvvet bulur.” RA’D – 28

Şimdi gelelim kıro, maço ve sair gibi söylemlere.

Adamın biri bir yerde “Hayatımızın yarısını filmlerden öğreniyoruz” gibi bir laf etmişti, iyi ya da kötü manada, model ve örnek teşkil ediyor. Orada gördüğümüz birine özeniyoruz, onun gibi giyinip onun gibi konuşuyor ve onun gibi sigara içiyoruz, rol kesiyoruz adeta.

Allah’ı anmaktan nasıl alıkoyacaklarını şaşırmış durumdalar. Birçok değerimizi ve meziyetimizi kültür emperyalizmi ile tarumar etmeye çalıştıkları gibi, dizi ve sinemada gerek en çirkin işleri yapan gerekse en has raconu kesenin eline birer tespih verip olayı avamın gözünde ve algısında kaba ve tahammül edilmez bir şekle sokanlardan kaynaklandığını düşünüyorum. Buna örneklerde verebilirim.

Tespihi çeken kişinin normalde Allah’ ı zikretmesinden ötürü kalbi yatışmış ve gönlü kuvvetlenmiş olduğundan, elindeki tespihi bir kabadayı edasıyla ve raconda keserek sallaması, olayın aslından saparak tahrifine yol açmış olur.

Böylelikle çektiğinde sabırla sükûnla ve zikirle yatışıp dolan kalp ve onun yönettiği vücudun diğer azaları, amaçtan ve maksattan belki de hikmetten yüz çevirerek hikmete ters bir istikamet çizer ve sakat, taşlı bir yola girer.

Akran olanlar kendi aralarında ve kendi ortamlarında tespihlerini çıkarabilir, çekebilir veya sağlayabilirler. Ortamda kendilerinden yaşça bir büyük arkadaşları varsa, ona ağabey diye hitap ediyorlarsa, onun yanında tesbih çekilebilir ama sallanamaz. Tek küçük kendisi ise diğerleri büyük ise tesbih nasıl sallanır, ne çekilir.  Elde avuç içinde kalır.  

Bileğe tespihi yalnızca “icraatı” olan kişi takar. O artık onun kolunda bir bileziktir, cebe girmez sallanmaz sadece çekilir sonra da bileğe geçirilir orada kalır. 

Yürürken sallanan ve çekilen tesbih, yine bir büyükle karşılaşınca saklanır. Tesbih raconu çok geniştir.  İyi tesbih Usta işi kıymetli Cevher içeren itibardır. Bu itibar muhteva bakımından bir  statü oluşturmaz.  Yalnızca akranlar arasında itibar sağlar. Bir büyüğün yanında eğer büyüğün tespihi bunun yanında zayıf bir görüntü verecekse çıkarılmaz. Çıkarıldığında görünürse hoş karşılanmaz.  İstenirse veya iltifat görürse hediye edilir, vermemezlik edilmez.  Çünkü ağabey kardeşlik hukuku bunu gerektirir. Sokağın sosyolojisi ayrıca bu türden kendi içerisinde yasalar barındırır, bu racondur.  Eğer bir küçük büyüğünün yanında tesbih çıkarır ve onu çekmeye başlarsa “ ben rüştümü ispat ettim, hüküm verebilirim, racon kesebilirim, söyleyecek sözüm var, sözümün ve hareketlerinin sonuçları ile yüzleşecek kapasitem var, cesaretin ve gücüm de var” demiştir çoktan. Büyükleri Eğer buna kani iseler o kişi artık lig atlamıştır yok kabul görmez ise tahkir edilir tesbih elinden alınmaz ve nasihatlerle uyarılır dik başlılık gösterirse bütün o demiş olduklarının arkasında durabiliyor mu test edilir eğer fire verirse elinden tespihi alınır belki hatta dövülür.

Bunun dışında bir büyüye tesbih hediye etmek ona kıymet verdiğini göstermek demektir sözüne hükmüne ve varlığını itibar ediyorum demektir Onun hediyeyi kabul etmesi de sorumluluğunun farkında olduğunu gösterir onu kollayacak kına gözetip bir durumundan her zaman haberdar olacağına Veli’nin onun üzerinde sürekli olduğunu hissettirecek yine bir işarettir

Hülasa tesbih sokakta birkaç çeşit zümrenin elindedir. Onlar hakkında, baktığımızda bize bilgi veren bir iletişim aracıdır da aynı zaman da.

Bunlar biri; otoritesi olan, duruş ve karakter bakımından saygı görendir. Kendisi toplum içinde hem sevilen hem de sayılan biridir. Elinin uzandığı çevresi geniş insandır. Hakkı gözetir, adaletli hüküm verir. Anlaşmazlıklarda kendisine danışılır ve vereceği karara riayet edilir. Arabuluculuk ettiği meselelerde verdiği hükümler taraflar tarafından çiğnenirse bunu kendisine yapılan bir hareket gibi görür ve bir ceza keser.

Bir başka türü de, uslanmaz, arsız ve serseri olanıdır. Bu gibi kişilerin racona uymak gibi bir gündemleri asla yoktur ve fakat ancak kendilerinin gücünün yetmediğine denk gelene kadar. Bunlar genelde teşbihlerini çekmez, sallarlar. Tespihin sallanması hakarettir. Bu hareketi, hükmünü bilmediği veya kestiremediği ya da bilerek uyumsuzluğunu beyan etmek maksadı ile yapar. Kimsenin hükmünün kendine geçmeyeceğini böylece ifade etmiş olur. Farkında olmadığı hüsnü zannı ile uyarıldığında hareketine son vermezse uyarının dozu artar. Bu karşılıklı devam ederse adeta bir düelloya dönüşür ve kimin gücü kime yeterse ile noktalanır.

Bir de bu işin meraklıları, sevdalıları, koleksiyoncuları vardır ki bunlar bütün bu yukarıda yazılanlardan beridir. Bilinirler, sevilirler. Sokağın tesbih raconu o kişilere hükümsüz kalır. Onlar iddiasız olduklarından bu konuda kendileriyle herhangi bir tersleşme olmaz.

“Tespih elden ele, emanet (tabanca) belden bele gezmez”

Bazı filmlerde tespih raconu ile ilgili sahneler. Örneğin Kurtlar Vadisi dizisinde Seyfı Dayı’nın cenazesini defin esnasında o âlemde koşturmuş cenazeye katılanların hepsi kendi tespihlerini Dayı’nın mezarına atıyor. Bunun bir anlamı “Sen hükmü geçen, kestiği racona uyulan, adaletli olan bir insandın, artık senin gibi adaletli, delikanlı, sözünde duran, dürüst, akil ve cesur biri daha gelmez, biz bunlara şahidiz” Bir de; “Senden sonra bizim hüküm verip racon kesecek halimiz yok, bunu sen iyi yapardın, bize de artık raconu senin gibi hak sahibine bırakmak yakışır” der ver tespihlerini onunla birlikte gömerler. Tabii ki bunu bırakacaklarından değil, bu da başka bir racondur ve ağır bir saygı ifadesidir. Bir de videoda Abidin’in izahı var ki o da bunlara dahildir.

(Görsel de kullanılan tespihler Topkapı Saray Koleksiyonlarından)