Aya Sofya’nın ilk resmi adı Büyük Kilise (he megale ekklesia) idi. Bu görkemli yapı, sanıldığı gibi İstanbul’un kurucusu büyük Konstantin tarafından değil onun oğlu 2. Konstantius’un (337-361) döneminde inşa edilmişti. İlk hali günümüzde bilinen görüntüsünden çok farklıydı. Örneğin bu gün hayranlıkla seyredilen o görkemli kubbesi ve yarım kubbeleri yoktu, ahşap düz bir çatısı vardı. İçi de aynı değildi, daha küçük ve düzayak girilen basit bir bazilika görünümündeydi. Model olarak Baba konstantin’in 335 yılında Kudüs’te yaptırdığı Holy Sepulchre bazilikası örnek alınmıştı.

2.Konstantinus’un Katedrali 404 yılında tanınmayacak şekilde yandı. Günümüzde o Kilisenin temellerinde kullanılmış olan bazı büyük taş bloklar halen Aya Sofya Müzesi’nin bahçesinde bulunmaktadır. Binayı 2.Theodius (408-450) yeniden onardı. Ancak ilk inşaat planlarına sadık kalmadı, değişiklikler yaptırdı. Katedral yeni haliyle 425 yılında yeniden Büyük Konstantin adına tescil edildi. Böylece Aya Sofya’nın Patrikliğe değil, İmparatora ait olduğu belgelere geçmiş oldu.

Bu güzel yapıya Aya Sofya adı ise 430 yılında verildi. Yapılışından yaklaşık 90 yıl sonra (!)

2. Theodius çok zengin ve kültürlü bir ailenin kızı olan Atheis- Eudocie ile evliydi ve imparatoriçe gerçekten de son derece etkili bir kadındı. Hıristiyanlığın dogmatik öğretisine hiç uymayan, ona tamamen ters düşmeyi göze alan, Pagan geleneklerine inanan bir kişiydi. İstanbul’da ilk üniversite dengi okul onun girişimleri ile kuruldu. Daha sonra Michael Psellus’un konsüllüğünü yaptığı kurum, işte bu pagan geleneklerine göre yaşamayı neredeyse Hıristiyanlığın imparatoriçesi olmaya yeğlemiş olan kadın tarafından kurdurulmuştu. 2.Theodius bu kurumdan yetişen bilginlerin isteği üzerine ilk Bizans Anayasası kabul edilen belgeyi yazdırdı: Codex Theodius adıyla bilinen bu belge daha sonra 6.yy da Jüstinyen tarafından on hukukçuya yazdırılacak olan ünlü Jüstinyen codex’ine kadar Bizans ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun yönetilmesinde en önemli rol oynayan yasalar-üstü ‘Yasa’ statüsünde kaldı.

2.Konstantinus’un Büyük Kilisesi’nin adının değiştirilerek Aya Sofya yapılmasında da Atheis-Eudocia’nın etkisi olmuştu. İmparatoriçe bu değişime itiraz etmek isteyen din adamlarını kadınlığını ve bilgisini kullanarak devre dışı bırakmayı başardı. İ.S 430 yılında yeniden inşa edilen Kilisenin adı tüm belgelere İmparator Kilisesi Aya Sofya olarak geçirildi. ( İmparatorların taç giydikleri Kilise olduğu için aynı zamanda İmparator’u Taçlandıran Ana kilise ünvanını da taşır.)

Sözün burasında kısaca Sophia kavramının üzerinde kısaca durmak gerekiyor. Bu sözcük ‘Hikmet=Wisdom’ anlamına gelmektedir. Nedir ki Hıristiyan öğretisinin Synoptic denilen ve İ.S. 325 yılında toplanan İznik Konsili’nde kabul edilen ilk üç Gospel’inde hiç geçmemektedir. Ve Hıristiyanlığa tamamen dışsal ve seküler bir kavramdır. ( Gospel ), Yeni Ahit’in ilk dört kitabının her birine verilen addır. Gospelleri yazdıkları varsayılan Markus, Matta, Luka’ ya da Evangelistler denilir. İlk dört kitap bir ‘Evangelium’ dur.)

İlginçtir ki, 4. Evangelist’in Gospel’i olan Johannah Gospel’inin ilk satırı bu sözle açılmıştı. Bu Gospel ile diğerleri birbirlerinden öylesine farklıdırlar ki günümüzde bile bazı Hıristiyanlar ilk üçe önem verip 4. Gospel’i görmezden gelebilmekte ve/ veya sadece onu okuyup ötekileri atlamaktadırlar.

Nedir ki, aslolan tamamını kabullenmektir. İlahiyatçılar açısından ise bu dördüncü Gospel bir ‘Enigma=Muamma’ dır. Bu nedenle ‘Heretik’ sayılması gereken bir metindir.

4.Gospel’i yazdığı varsayılan John adlı kişinin kimliği de meçhuldür. Bu kişinin İsa’nın öğrencilerinden ve/ veya tilmizlerinden birisi de olması pek olası değildir. Çünkü İsa’nın havarileri olarak bilinen kişilerin –daha sonra eklenen Saul=Paul hariç- tamamı (12 kişi) cahil, yoksul ve eğitimsiz sıradan Yahudilerdi. ‘Sofya’ nın anlam ve önemini bilmeleri olası değildi.

Hellenizm’de LOGOS (Kelam ve Kelime) olarak kullanılagelmişti ve Pagan dünyasının en temel şifresi ve kavramıydı. Kim olduğu bilinmeyen kişi işte sadece paganlara ait ve çeşitli sırların taşıyıcısı olan bu kavramı almış ve kendi Gospel’inin ilk cümlesini bununla kurmuştu: “Başlangıçta Logos=Kelam vardı ve o Tanrı’yla birlikteydi.” (John,1.1) Böylece Synoptic’e göre Tanrı’ nın oğlu olduğu söylenen İsa Mesih John’ un Gospel’inde Pagan’ların ‘Logos’u yapılmıştı. Kaldı ki Tanrı’yla ‘birlikte’ olmak önermesi de Yahudiliğe değil, Pagan filozoflarına aitti. John’un Gospel’inde İsa, ‘Tanrı’nın kelamı/hikmeti’ haline getirilerek Paganist Hellenlerin ‘Sofia’sı özdeşleştirilmişti. Nasıl olmuşta Paganlara karşı acımasızca ve hunharca düşmanlık besleyen Hıristiyan yöneticiler, rakiplerinin en temel fikrini ve kavramını alarak kendilerine mal etmişlerdi?

Bu sorunun yanıtını özellikle son elli yıldır ilahiyatçılar ve bilim adamları tarafından araştırılmaktadır.

Bu garip ekleme gerçekte tamamen siyasi nedenlere dayanıyordu. Hıristiyanlar Anadolu’da çok etkili değillerdi. 4.yy’ ın ortalarına doğru İstanbul’da etkili hale geldiler ama Anadolu’da egemen olan inanç-sistematiği hâlâ Paganist ve Hellenikti. O yüzyıllarda İstabul’daki Kilisenin ve Patriklerin en güçlü rakibi Hellenlerdi. Bunlar özellikle Batı ve İç Batı Anadolu’da, Karadeniz’de- örneğin Sinop ve çevresinde- ve Güneydoğu Anadolu’da çok etkiliydiler. Hellenler Paganizme bağlıydılar ve Hıristiyan olmak istemiyorlardı. Onların Hıristiyanlaştırılması hem çok kanlı oldu hem de 8. yy’ ın sonlarına hatta bazı bölgelerde 9. Yy’ın ortalarına kadar sürdü. Diğer bir deyişle Anadolu’daki Paganlar ‘Populus Romanus’ sayılan ‘Gentile’nin aksine Hıristiyan olmamakta direndiler. Onların dirençleri Jüstinyen ile başlayarak –bu imparator Hıristiyan misyonerliğini teşvik amacıyla küçük bir kasabanın Hıristiyanlaştırılması için yetmiş bin altın göndermişti- kırıldı. Yine de 9. Yy’ ın ortalarına kadar yer yer kendi ‘Syncretist’ (eklemleyici/birleştirici/aktarmacı) inanç sistemleri içinde yaşadılar.

İşte Sofya bu anlayışın ürettiği bir kavramdı ve Doğu’da Hellenler için ‘Divine Wisdom’ ı simgeleyen ‘Kutsal/İlahi Zeka/Hikmet’ i simgelemek için kullanılıyordu.

Sofya’nın Hıristiyanlıkla uzlaşır bir yanı yoktu, tam tersine ona dışsal ve seküler bir anlayışın ürünüydü. Ne var ki Hıristiyanlığın Kurucu Babalar’ı bu kavramı alıp buna bir de dramatik bir efsane ekleyerek, sanki ‘Sofya’ adında sofu Hıristiyan mümin bir kadın yaşamış ve Paganlar tarafından hunharca öldürülmüş gibi ona bir de “Azizelik=Aya=Saint” etfetmişlerdi. Gerçekte “Azize Sofya” diye bir kadın ve var olmuş, ne yaşamış ne de Paganlar tarafından öldürülmüştü. Bu tamamen uydurma idi. Tıpkı Kilise Babaları’nın İsa’yı “Logos=Word” (kelimetullah) yaptıkları gibi… Onların tek amacı vardı o da Hıristiyan olmamakta direnen Pagan Hellenleri bir an önce kendilerine bağımlı hale getirecek olan ve temellerini İznik Konsili’nde atılmış olan “Yeni İsa Dini’ne” sokmaktı.

İ.S 211 yılında Yahudiler’in kutsal kitaplarının Grekçe çevirileri çoktan tamamlanmıştı. Bu metinlerde yapılmış olan sahtecilik ve/veya çeviri yanlışları da aynen alınmıştı. Nedir ki, Yeni Ahit diye bilinen Hıristiyan İncili’nin dört Gospel’i henüz tam anlamıyla ne çevrilmiş ne de Kilise Babaları’nın öngördükleri tüm uydurma eklemeler ve/veya çıkartmalar yapılmıştı. Örneğin dört Gospel arasında en “Esrarengiz” olanı sayılan John’un Gospelindeki en temel kavramın (Logos meselesi) nasıl çevrildiği bilinmiyordu. Şöyle ki, John, kendi Gospel’inde ilk satırı “Başlangıçta logos (Kelam) Vardı” diyerek açmış ve eklemişti: “Logos Tanrı ile beraberdi ve Logos Tanrı’ydı.” İbranice’den (Aramice) yapılan çeviride Kilise Babaları bu sözleri tam anlamıyla saptırmışlardı. Bu kavram gerçekte Neo-Platonist olan İskenderiyeli Philo tarafından öne sürülen fikirlerden yola çıkılarak bulunmuştu ama Philo’nun terminolojisinde kavram “Sophia” olarak “Dişil İlke” anlamındaydı, John da böyle kullanmıştı! Nedir ki bu “Dişil=Sophia” Flavicus’un döneminde,(Atinalı ünlü yazar Flavicus Philostratus Apollunius’un Yaşamı adlı kitabın yazarı İ.S 211) John’nun yazdığının tersine “Eril=Logos” haline getirilmişti. Benzer şekilde, John, “Logos, Tanrıylaydı,” diye de yazmamıştı. Metinde Grekçe “pros ton theon” yani, “Tanrıya doğru giden yolda” (Tanrı’ya Doğru) denilmişti, ama Kilise Babaları, Tanrı’ya “ulaşmayı” Tanrı’yla “Beraberlik” ve daha sonra da Tanrı’yla “Özdeş” yapıvermişlerdi.

KAYNAK:
AYTUNÇ ALTINDAL
YOKSUL TANRI TYANALI APOLLONİUS
(syf 23/24/25/26/27/90/91)