SUNİ SABIR MADDE BAĞIMLILIĞI & UYUŞTURUCU SORUNU (3)

UYUŞTURUCU MADDELER VE KÜLTÜR
Sanat Edebiyat ‘81
1 Ağustos 1981

Emperyalizm diyip duruyoruz, bunu somut bir olayda (Haşhaş) ayrıntılarıyla gösterebilmek istemiştim. Bu bir. Gençlerimizi uyuşturucu maddeler sorunu karşısında elimden geldiğince –bol bol örnekleyerek- uyarabilmek istemiştim. Bu iki. Yakın bir gelecekte bize de bulaştırılmak istenen bu belaya karşı nasıl önlemler alınması gerektiği konusunda öneriler getirmeye uğraşmıştım. Bu üç. Ne ekip biçeceğimize “bizim” karar verebileceğimizi, kimsenin bize dayatmalarda bulunamayacağını -12 Mart’ta olduğu gibi- göstermiştim. Zaten 1971’de ilk “Haşhaş ekimi” yasağına karşı çıkanlardan biri de bendim. Bu da dört. Kitaptaki amaçlarıma ulaştığımı, bu durumda söyleyebilmek zor.

“Uyuşturucu maddelerin” bir “sorun” olduğu gerçektir. Ama yurdumuz Türkiye için “henüz” sorun değillerdir. Türkiye’de dışa bağımlı kapitalizm hızlandıkça Batı’nın bu sorunu, acıdır ki bizde de yaygınlaşacaktır. Bu kaçınılmaz değilse de kuvvetle muhtemeldir. Dışa bağımlı ekonomilerin, toplumsal sağlığı işte böylesine tehdit eden sonuçları da vardır, ne yazık ki.
Öte yandan sentetik uyuşturucular ABD’deki emperyalist ilaç tekelleri için, pazarlanmaları gereken bir metadan başka anlam taşımamaktadırlar. Sömürmekte oldukları ülkelerin, hatta kendi ülkelerinin gençlerinin bu nesnelerle zehirlenmeleri hiç umurlarında değildir. Onlar için önemli olan “kâr” dır, daha fazla “kâr” dır. Bu sorunun niteliği nasıl açıklanabilir? Sorunun niteliğini iki ayrı değerlendirmeye sokmak gerekir. Tabii bunlar benim kişisel görüşlerim ve sadece önerilerimdir. Yani şimdilik sadece birer öneri durumundadırlar. Bunu belirtmem gerekir.

1. Kanımca “Uyuşturucu Maddelere Bağımlılık” meselesini alışılageldiği gibi sadece “tıbbi” bir olay olarak ele almamak gerekiyor. Söz konusu bağımlılığın, tarihsel, toplumsa, siyasal ve ekonomik bir temeli vardır. Çünkü “bağımlılık” hali neden değil, bir “sonuçtur”. Dolayısıyladır ki “bağımlılık” olayının “nedeninin” araştırılması gerektiği kanısındayım. Bu da hekimlerden önce sosyal bilimcilerin görevidir. Tabiidir ki hekimlerle bağlaşıklık halinde. Sosyal bilimlerin ilgili disiplinleri ve diğer araştırmacılar bir an önce bu konuyla ilgilenmeye çağırılmalıdırlar görüşündeyim.

2. Söz konusu bağımlılığı tıbbın tanımladığı “Hasta” konseptiyle algılamamak gerekiyor sanıyorum. Çünkü bu insanlar, bilinen anlamda –örneğin kanserli, veremli vd.- birer “Hasta” değiller. Öte yandan, Akıl ve Sinir hastalıkları kapsamına da girmezler. Ama Türkiye’de bu tipler halkın “Tımarhane” dediği yerlere kapatılırlar. Bunlar için sanıyorum en uygun tanımlar İngilizce Addict ve Toksikoman oluyor. Bunlara da “düşkün, keş, tutkun, müptela vd.” anlamlarına gelirler. Kesinlikle klasik ve yerleşik (established) “Hasta” anlamına gelmezler. Dolayısıyla ayrı ve özel bir inceleme ve tedavi gerekir. Tedavide hem hekimlere hem de sosyal bilimcilere görev düşer. Türkiye’de henüz konu bu şekilde bir ayrıma tabi tutulmuş değil. Hatta tıbben ve hukuken “Uyuşturucu Madde Nedir” sorusunun cevabı bile yoktur. Yani Türk hukuku ve tıbbı bunu tanımlayabilmiş bile değillerdir. Gerisini bir düşünün. Bir de şunu ekleyelim. Uyuşturucu nitelikli ilaçlara bağımlılık (Addiction) ile esrar, eroin, afyon, kokain gibi diğer maddelerin karışımlarıyla elde edilen nesnelere düşkünlük (Toksikomani) ayrı ayrı ele alınmalıdırlar. Birinci guruptakilere hekimler kolay çare bulabilir ama ikinci guruptakiler öncelikle sosyal bilimcilerin konusu olmalıdırlar ve bunlara tıbbi müdahale daha sonra yapılmalıdır kanısındayım.

-Kitabınızda “Uyuşturucu Maddeler Kültürü”nden söz ediyorsunuz. Böyle bir “Kültür” var mıdır? Ya da uyuşturucuların Kültür olgusu ile bağlantısı nedir?

Kitabımda birçok örnek var bu konuda. Uyuşturucu maddeler aracılığıyla “Kültür” üretmek fikri, bu gün özellikle ABD’de çok yaygındır. Bunlara “Kültür” ürünleri denilebilir mi? Bence denemez ama adamlar “denir” diyorlar. Örneğin bir Ailen Ginsberg had safhada bir Addict ve Toksikoman’dır. Amerikalılara bakarsanız, Yahudi asıllı bu homoseksüel, Amerika’nın en büyük şairlerinden biridir, “kendini aşmıştır”. Zaten bu “aşmak, aşkıncılık” (transendentalism) nedense çok önemsenen bir olgudur. Bunun meraklıları bizde de türedi. Kendilerini ve toplumsal sorunları “aşmaya heveslenenlerin” birçoğu sığ sularda boğulur ya, neyse, konu bu değil. Ama bu tiplere –Ginsberg, Ferlinghetti, Kesey vd. gibi- özenenler Batı’da olduğu gibi, istesek de istemesek de bizde de olacaklardır. Çünkü bu Batılılaşma olgusuna bağlı bir gelişimdir. Hedef Batı’yı körü körüne kopya etmek olunca, alaturka Gingsberg’ler, Kesey’ler, Ferlinghetti’ler türeyecektir. Burada ilginç bir paralellikten örnek vereyim. 1960’ın ilk yıllarında ABD’de şair Ferlinghetti, “Arabesque”i lanse etmekle meşguldü. ( Ferlinghetti’nin şiir kitapları, yaklaşık 1,5 milyon satmıştır. Şiirleri en çok satan şairlik unvanı halen ondadır.) Yakın ve Uzak Doğu’ya yaptığı gezilerde bunu (Arabesque) tanıyan şair, Doğu Mistisizmi ile İslam Tasavvufu karşımı eklektik bir anlatım kurmuştu. Bunu bir de egzotik “şiir okuma” sesi ekledi ve “chant” adıyla plaklar, kasetler doldurdu.

Aynı yıllarda ABD’ye gidip gelen Suat Sayın adlı bir müzisyen de Türkiye’de “Arabesk” adlı ne idüğü belirsiz bir musikiyi icraya başlamıştı. Türkiye’de “Arabesk” denen pasifize edici musiki (Buna müzik denebilir mi?) İle “Uyuşturucu Maddeler” arasındaki muhtemel bağlantı sanıyorum bugüne değil ele alınmış ve irdelenmiş değildir. Kısacası, bir zamanlar alaturka Kafka’lar vardı-hâlâ da var- yeni zamanların bu Batılı şişirme idollerine özenen tatlı sular da çıkacaktır. Onlarınkine benzeyen “garip/grotesque” şiirler, romanlar (!) vs. yazamaya çabalayacaklardır. Hem sonra, Baudelaire, Apoleinaire, Nerval de geçen yüzyılın “keşleri” değiller miydi? Onların ürettikleri “şiirler” başyapıt sayılıyor da bizimkilerinki neden sayılmasın? Burada vurgulanması gereken bir konu var. gerçekten tarihsel bir durumdur bu. Başta Baudelaire olmak üzere birçok sanatçı, (?) en azından “esrar” kullanmıştır. Bu bir gerçektir. Huxley bile ölümünden önce “mescalin” almış, peyote ve LSD deneyleri yapmıştır. Burada bir soru çıkıyor ortaya. “Uyuşturucu madde alınmış haldeyken üretilmiş olan yazılar nasıl değerlendirilmelidir? Bunlar sanat ve kültür ürünleri midirler?” bu soruya uyuşturucu kullananlar “Tabii ki sanat ve kültür ürünleridirler” diye yanıt veriyorlar. Buna katılmak, kendi adıma konuşuyorum, çok zordur. Çünkü bu maddeler birer “Yabancılaştırıcı” durumundadır. Kişiyi kendine, toplumuna ve tarihine “Yabancılaştırıcı” maddeler alınmışken (ki bilinç olağan dışı yüklemelerle malul durumdadır) bir sanat eseri ya da kültür ürünü üretebilir mi? Böylesi bir çaba, kültür faaliyeti olarak değerlendirilebilir mi? Bence değerlendirilemez. Çünkü bilinç, belirli katalizörlerle bulandırılmış durumdadır. Böylesi çalışmalardan olsa olsa, art niyetli bir takım şahıslar, zümreler, gruplar ve egemenler yararlanırlar. Bunları şişirenler de sanki sanatın olmazsa olmazları gibi gösterirler.

Amaçları ise insanların berrak ve duru düşünceler üretmesini önlemektir. Hani nasıl “homoseksüel” olmadan “sanatçı” vs. olunmaz diyorlarsa, bu da onun gibi bir palavradır. “Esrar” çekmeyen “şair, romancı, vs olamaz”. Aynı palavranın bir diğer yüzü de işte budur. İnsanları uyutabilmek, maniple edebilmek için uydurulmuş bir yalan. İnsanlar kafayı bulmadan ya da esrar, eroin vs. çekmeden de üretirler sanatı da kültürü de. Bunları üretebilmek için homoseksüel ya da keş olmaya gerek yoktur. Gerisi, bilin ki palavradır, kaçış edebiyatıdır ve kesinlikle kasıtlıdır.
Şu günlerde yapılabilecek olanlar ise öncelikle “müttefik” diye bilinen ülkelerde, özellikle de ABD’de bunların (uyuşturucuların) nasıl birer sahte “Kültür” aracı haline getirildiklerini bizzat yerli araştırmacılara ve toplum bilimcilere göstermektir/öğretmektir. Örneğin, Time dergisinin belirttiğine göre (6 Temmuz 1981, no. 27) kokain artık Amerikan orta sınıfınca bile yaygın bir şekilde kullanılır olmuş; adları sanatçıya, yazara, düşünüre çıkmış birçok ünlü ve ünsüz bunu kullanıyormuş… Zaten 1978’de yapılan araştırmalarda ABD’nin, Avrupa’daki askerlerinin yüzde 43’ünün uyuşturucu kullanmakta olduğu anlaşılmıştı. Buna artık orta sınıf ya da ara katmanlar da böylelikle ekleniyor. Öte yandan, ABD’de bunların piyasalaşması büyük kârlar bırakıyor. Bunları lanse eden ve 500.000 basan dergiler bile serbestçe yayımlanıyor. Örnek, High Times dergisi. Yeryüzü jandarmalığına ve sözde İnsan Hakları Savunuculuğu’na sıvanmış olan ABD’li emperyalist mihrakların bu tür girişimlerden yurdumuzun gençliğini kurtarabilmek için öncelikle “anti-emperyalist” bir “siyasal kültür”le donatmak gerekir kanısındayım.

KAYNAK (DESTEK YAYINLARI//AYTUNÇ ALTINDAL//KÜLTÜR EMPERYALİZMİ) SYF.38.39.40.41.42.43.44.45

Bir cevap yazın