SİLİK TİPLER VE KONTRA OPERASYONEL AJANLAR
Çevremizde, mahallemizde hatta apartmanımızda bile yıllardır beraber oturduğumuz, temas etmeden ortak alanları paylaştığımız, simaları akıllarımızda kalmayan, göze çarpan kişisel özellikleri olmayan, sıradan insanlar vardır.

Bu sıradanlık hali, tevazu anlamında değil, gösterişsiz sade bir hayat yaşadıklarından göze batmak istemediklerindendir. Hatta şu an hafızalarınızı yoklamaya başladınız bile, belki zar zor bir iki yüz, gözünüzün önüne gelmiştir. Ayakkabıları, kol saatleri, belirli bir kalitedeki giyimleri, gözlükleri veya tespihleri, dövmeleri de yoktur. Yok yok! bir türlü çıkaramıyorsunuz.

Minibüs şoföründen seyyar satıcıya, gişe memuruna kadar siması aklınızda kalmayan, algı mekanizmamızın dışında bırakılan bu kişiler alan dışında kalan çapta yerleşmiş silik tipler kinetik olarak potansiyel yönlendirme yaparlar.

Doğada, “kamufle olma” diye bir tabir vardır, bu kısmen uyum sağlama, kısmen av olmama ama en çok da avcı olmak, hayatı devam ettirmek içindir.

Orman da, deniz de, çöl de ve hemen her yerde ve her şartta bu kabiliyetleri sayesinde hayatta kalmayı başaran canlılar var olduğu gibi, bu şekilde yaşayan insanlar da vardır.

Tabiatın kurallarını kendi dünya siyasetleri için öğrenerek, insanın tabiatına ek olarak, buradan edindiği tecrübeleri de sahada çıkar sağlamak veya eldekileri korumak için kullanırlar.

Rusların “bal tuzağı” adını verdikleri sistem bu duruma küçük bir örnek olabilir. Ayı yakalanması, tuzağa düşürülmesi çok zor bir hayvandır, kurnazdır. Ama zaafları da vardır, işte bal kozu kullanılarak onun aklının ve kuvvetinin devre dışı bırakılması faaliyeti karşısında, zeki koca bir avcı iken, çaresiz bir av’a dönüşmüş olur.

Meşru olarak Devletler, gayrı meşru olarak da örgüt ve oluşumlar bu tip yapıları kurgulayıp geliştirerek, kendi amaç ve gayelerine ve hatta ideolojik görüşlerine, bazen de dinsel inançlarını yaygınlaştırmak için misyonerlik faaliyeti olarak kullanırlar.

Bu tipler, kişisel olarak manevi tarafları ya çok zayıf yada bu tarafları dogmalarla doldurulmuş biçimde katı kişilerdir.

Akıl yürütmez, sorgulayamaz, hedefe ve verilen göreve odaklanarak, onu amacına ulaştırmak için insanüstü bir gayret sarf ederler. Kurt’ un ağacı içeriden yiyerek ardında bıraktığı atıklarla onun çürümesine sebep olması gibi, sessiz ve göze batmadan işlerini sabırla tamamlamaya çalışırlar.
En temel köklere saldırarak, bu zamana kadar sizi toplumsal, kültürel ve bireysel olarak ayakta tutan mayayı bozmaya, kökü baltalamaya gayretkeştirler.

Dinin rükünlerini, törenin istikamet ve istikbalini saptırmaya çalışırlar. Sanatı, algıyı ve mantık dizgisini, asabiyetleri sürekli kurcalayarak çelişkiler yumağını kucağımıza bırakırlar.

Kendi meyillerine evirdiklerini desteksiz bırakıp, kaldıkları çaresizlik içerisinde debelenmelerini izlerler. Kişiliklerini oluşturan zincirin boşalmasını beklerler, omurgaya zarar verip bedenin çökmesini sağlarlar sonra da kendilerine bağlı ve bağımlı hale getirecek şekilde temas etmeye başlarlar.

Temelden sarstıkları yapıları, daha sonra küçük dokunuşlarla yıktıkları zaman, o zemine artık kendileri gibi olan ve davalarına hizmet etmeye gönüllü, akılları kilitlenmiş, vicdanları yaralı ve güvensizlik hissine bürünmüş kişileri, ideal bir eleman olarak devşirmişlerdir.
Böyle bir yapılanmaya verilecek yakın tarihin en dikkat çeken örneği, Fetullahçı Terör Örgütü’ dür.