Sanal platformların bir başka mecrası da, televizyon ve medya sektörü dışında oluşan ve gün geçtikçe de hızla gelişen internet dizilerinin yer aldığı oluşumlardır.

Bazı sanal ve dijital platformlar, ürettikleri içeriklerle kullanıcısına ve kurgulayıcısına yüksek meblağlar da kazanç getirisi sağlayabiliyor. Youtuber olarak geçimini sağlama diye bir kazanç kapısı var ve bunların tümü neredeyse vergiden muaf. Bir devletin ayakta kalmasını sağlayan yegâne unsurlar arasında sayılabilecek olan vergi kanunu sistemi, böylelikle ortadan kaldırılmaya teşebbüs ediliyor olabilir mi?

Televizyon ekranlarından ve tiyatro sahnelerinden “özgürce” kendisini ifade edemeyen, otoriteye tabi olmak, kurallara uymak şartıyla serpilemeyen, fakat esasen de tümüyle otorite tanımaz mizacı (anarşist) ile ön planda olan karakterlerin şu an için tümü olmasa da birçoğunun aynı platform içinde başka bir düzleme geçiş yaptıklarını görebiliyoruz. Örneğin ülkemizde (Türkiye’de BluTV ve PuhuTV)  dünya çapında (Amazon Prime, Hulu, Playstation Vue, HBO Now vb)

Global çapta bahse konu olan bu platformların bizdekilerle kıyaslanacak olursa eğer, kötü örnek teşkil etmeleri bakımından kıyasa muhtaçtır. İçerik bakımından yine bir genellemeye gitmeden lokal olarak bakıldığında, popüler içeriklerin neredeyse bir çoğu farklılıkları kaşıyan, inanç sistemlerinin temelleriyle oynayan, devlet mevhumunun da özellikle meşruiyetinin sorgulandığı (sorgulanabilir) fakat anarşizme, radikalizme kayacak biçimde gösterildiğidir.  Bir taraftan mutlak doktrinlerin saplantılı ideolojilere dönüşmelerine yol açan, diğer yandan ise sürekli bir teslimiyet halinde olmayı telkin eden, şizofrenik duygu halleri içinde bocalamaya ve depresif hayallere sürükleyen içerikleri, konuları, kurguları ile insanları neticesiz, nihayetsiz bir devinimin girdabına atmak arzusunda gibiler.

Yeni dönemin birçok alan üzerinde kurguladığı, zeminini hazırladığı olay otoritesizlik ve devletsiz toplumların oluşmasıdır. Yapay zekâ ve bilişim teknolojisi ve internetin sunduğu imkânların çoğalmasıyla beraber, devletlerin üzerinde etkisi ve yetkisi olduğu, hatta vergilendirerek kazanç sağladığı mecraların, devletin tekelinden çıkarılarak, şirketlerin yönetimine geçmesidir. 21.yy’ ın sonunda devletler, o zamana kadar ki geleneksel devlet anlayışından kurtulabilirlerse ayakta kalabilecekler. Kendisine sürdürülebilir alanlarda işletmeler ve her anlamda yeni platformlar oluşturmak mecburiyetindeler. İthal olmayan, tamamen yerli ve milli imkânlardan sadır olacak olanlarla devlet mevhumunun stabilizasyonunu sağlamak mecburiyetindedir. 

Netflix dizilerinden “La Casa Del Papel” isimli yapımın hikâyesine baktığımızda, aşırı radikal, toplumla uyum sağlayamamış, suç makinesi, katil, hırsız, sahtekâr, dolandırıcı, cinsi sapık, yani ne kadar ahlak, etik ve edep dışı karakter varsa hepsi hususiyetle bir araya toplanmış. Devlete ait bir darphaneyi çalışanlarıyla beraber rehin alarak burada para basmaya başlıyorlar. Bir yandan rehineleriyle aralarında geliştirdikleri ilişkilerden kesitler sunulurken, örneğin, suçlu ile banka çalışanın arasındaki aşk hikâyesi. Zaten evli olan ve aynı bankada beraber çalıştıkları müdüründen hamile kalan bu kadın, çocuğu istemeyen müdürle arasının açılmasından dolayı, ona gayet nazik davranan soyguncunun iltifatlarına kayıtsız kalamayarak gönlünü kaptırıverir. Hatta onlarla işbirliği yapar. Bir nevi Stockholm sendromu.

Türkiye’de ve dünyada filmi milyonlar izledi, uzun uzun anlatmaya, karakterleri sıralamaya gerek yok. İzleyenlerin yine çoğu kendilerini filmdeki karakterlerle eşleştirerek macerayı yaşadılar. Bu tip filmlerin, dizilerin en başta da bahsettiğimiz gibi masum yapıtlar olduğunu zannetmemekle birlikte, taammüden yapılmış ve radikalizmi, suçu özendiren yanının bulunduğu aşikârdır. Devleti, sistemi, yasayı, hukuku ve bilcümle toplumsal sözleşmelerin gayrı meşru ilan edilmesi gerektiğini savunan bu bakış, dünyayı ve insanlığı bahsedilen  (kurgulanan) ilkellik seviyesinden de geriye, hayal bile edemeyecekleri bir noktaya götürecek, döndürecektir. Kıyaslamaların yanlışlarla dolu argümanlarla yapıldığı, aklın ve izanın kaybolduğu, doğru muhakeme gücünün yok olduğu yerde keşmekeş bir devamlılık olur. Vergisini ödemeyen seyyar satıcı ile vergisini ödeyen ama aynı zamanda üçkâğıtçılık da yapan esnaf arasında bir tercih yapılamayacağı gibi, çalıp, çırparak hayatını yaşayan fakat boşluklardan faydalanarak yakalanmadan yaşayan veya rüşvet vererek hüküm giymekten korunan biriyle, ekmek çaldığı için yargılanarak ceza yatan biri arasında da taraf olunamaz. Suç, nitelik ve nicelik kazandıkça suç olmaklıktan çıkmaz. Yani bir kişi veya bir gurup, işleyecekleri suç olarak kabul edildiği halde onu allayıp pullayarak, biraz romantizm, biraz komedi, biraz trajedi katılarak yapıldığı zaman da esas değişmeyecektir.

Tabi bize bütün bunları düşündüren şey, işlemeyen, zaafa uğratılabilen, maniple edilebilir bir mekanizma olan adalet olgusunun olması.