“Kişisel” diyerek adlandırılıp insanın şahsına zimmetlenen ne varsa, insanı; ona düşkün ve bağımlı hale getirerek, onsuz neredeyse yapamaz, yapsa dahi eksikliğinin verdiği ezikliği ve yoksunluğunun çekilmesinin verdiği burukluğu hissedecek, kendisini farklı alternatiflerle rehabilite etmeye çalışacaktır.

İnsanın şahit olma duygusunu örseleyerek yani müşahede etme kabiliyetini tahrip ve tahrif ederek, sahip olabilir miş gibi yanlış ve gereksiz meta’ lara bilinçli bir şekilde yönlendirme yapan düzen, sadece kapital sermayeyi destekleyip beslemekle kalmaz, şeytanın arzusunu da destekleyip besler.

Temelde sahipleneceğimiz şeyleri ön plana çıkararak, aidiyet duygumuzu perçinlersek, kulluk bilinci, Rabbe aitlik ve dünyanın küçük ve geçici fakat, ahretin daha büyük ve kalıcı bir parçası olduğumuz gerçeği, sahiplenmek için ya da oraya aidiyet duymak için yeterli olacaktır. Haricinde ne varsa bizi bunlardan mahrum bırakarak, fıtri ve fiziki ardından fikri ve zihni bozulmamızın, kişisel’ den toplumsal’ a yayılmasına sebep olacaktır, tıpkı bir bulaşıcı hastalık gibi.

Kendini düzelt ki, neslin düzelsin,
Düzelirse neslin asla dönersin,
Evladın ahfadın, yârin yâdında,
Bir nurlu simada yüzün gizlensin.