Araştırmalara göre; günümüzde yaklaşık 4,5 milyar insan internet kullanmakta, 5,2 milyar insan cep telefonu kullanmakta ve günde ortalama 6 saat 43 dakika kullanıcılar internette zaman harcamaktadır. Bu göstermektedir ki teknoloji hayatın her alanına nüfuz etmiş durumdadır.
Hızlı bir biçimde teknoloji kullanımının artması neticesinde bireyler, iş dünyası ve devlet kurumları kritik öneme haiz istihbari, ekonomik ve kişisel bilgilerini bu teknoloji araçları vasıtası ile depolamakta ya da transfer etmektedir. İnsanların akıllı telefon teknolojileri olmadan ticari hayata katılması veya katkı sunması artık giderek daha da fazla imkânsızlaşmaktadır.

Güvenlik, Teknoloji ve Yeni Tehditler-NOBEL AKADEMİK YAYINCILIK EDİTÖR DR ÖĞR ÜYESİ ALİ BURAK DARICILI
Kolektif

“Uzaktan eğitim” ve “ustasız sanat” kapsamında daha evvelden bahsetmeye çalıştığım diğer üç yazıya bir ek daha yapmak gereği hâsıl oldu bende. Birçok bağlamı ile daha da örgün bir hale gelmiş olan uzaktan eğitim-öğretim ve akabinde usta-çırak silsilesinin sanat ve zanaat gerektiren işlerin artık bugün gelinen nokta itibariyle çerçevesi kontekst dışı kalmış durumdadır.

Ustasız yetişmiş ulu ağaçlar
Kuşlardan başka yoktur kimsesi
Eski bir hayattan gelir gölgesi
Zordur insanı anlamak kadar

İbrahim Tenekeci

“Yeni nesil yokluk ve kanaat nedir bilmiyor” Taceddin Kutay

Geçtiğimiz günlerde bir “internet” platformu olan youtube ’da (MaveraTV) konuk olan Türk Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi Taceddin Kutay hoca “Zamanın sonumu geldi” başlığı altında bir saat boyunca o kadar geniş bir yelpazeden konuyu ele aldı ki. Yukarıdaki cümle de birazdan bağlamıyla birlikte bahsetmeye ve açmaya çalışacağım konunun başlıklarından birini oluşturuyor. Bende oluşturduğu kanaat açısından.  

“Modernitenin sonu kişiyi, cemaatten ayırdı. Bireyselleştirdi” Taceddin Kutay

İçinde yaşadığı, aslında bilakaydüşart yaşamak durumunda da kalmış olan, insana mecbur olduklarının hemen hemen tümünden sıyrılmanın ve yine var olabileceği imkânını sunmak, toplum ve içinde bulunduğu cemaatten bir şekilde soyutlanabilmesinin olanaklarını göstermek onu, ilişkiler kuran (ferdiyet) bir insan olmaktan kopararak esasen serbest bırakıldığında ortaya koyabileceklerini görmek açısından da mühimdir. Kanaatimce sanal platformların dikkatlerden kaçtığı bir yönü de budur. Ahlaken ve geçimini de sağlaması açısından içerisinde bulunduğu cemaatin, toplumun kurallarına aykırı hareket etmemesi gerektiği kendisinde şartlı refleks haline dönüşmüş bir insan, bireysel hareketlerinin neticelerine katlanırdı. Marjinal veya radikal değişimlerle yenilikçiliği karıştırmamak lazım. Genel bir algı da bu yöndedir. Toplumların ilerlemesi için yeniliklere açık olmaları gerektiği vurgusuyla, ahlaki değerlerin gevşetilmesi gerektiği savunulur. Göz yumun, görmeyiverin canım denir. Bu ilerleme ancak ahlaksızlıkta bir ilerleme olarak nitelendirilebilir. Yoksa uygar ve medeniyet denilen yüksek seviye elbette orası olamaz. Şimdi asıl konuya dönersek. Eğer bir organizasyon gibi bir organizma gibi muhakkak bir noktada birbiri ile temas etmesi mümkün olan insanların, yine birbirlerinin değerlerini göz önünde bulundurarak ancak ilişki geliştirebileceği ortamı zemininden koparıp, yalnızca kapital anlamda bir kazanç elde etme durumuna indirgendiği takdirde, iletişimin en temel kuralı olan “tanışma-kaynaşma” da ortadan kalkacaktır.

“Usulden imtina eden, vuslattan uzak düşer” Taceddin Kutay

Ahlak ve toplum değerleri dediğimiz şeyler bir bütünün genel anlamı itibariyle kabul görmüş yasalarıdır. Bunların içerisinde elbette türlü yorumlar mevcuttur fakat onlar ancak ayrı bir konuda değerlendirilebilir ki zaten bunları yazmamdaki amaçta tam olarak budur. İnsan beyni tasarlanmış ama henüz tamamlanmamış parçaları bir araya getirmesi için gördüklerini birleştirmesiyle meşhurdur.

“İnsanın ‘anlam verme’ yetisi kendini ve şey’leri hem ‘anlamak’ hem de ‘anlamlandırmak’ için verilmiş en büyük imkândır. Çünkü insanın, Yeryüzünde, kendi dâhil her şeye ‘tahammül etme’sini mümkün kılan, kendine ve şeylere verdiği ‘anlam’dır.”  

Bir şeyin ne olmadığını söylemek kolaydır, ne olduğunu söylemek ise zor. Çünkü olumsuzlama ve değilleme sınırsız imkânlar içinde bir belirsizlik yaratır. Olumlama ise bir sabitleme ve belirleme işidir. Çünkü şey için tek bir imkânı mümkün kılar. Bu nedenle düşünce için en zor olan, bir şeyin işaret edilebilir yani tanımlanabilir hale getirilmesidir. Bu nedenle tanımlamak bir güçtür. Tanımlayan eşyayı hizaya getirir. Her şeye ayar verir. Ad koyan ve ancak ad vermeye muktedir olan, geleceği takdir edebilir. İhsan Fazlıoğlu

Sağlıklı olan, ona tasallut edecek marazın teşhis ve tedavisinde kullanılacak çarelerin reçetesini arar. Tasavvufi bakımdan bir şey hiçbir zaman tamamlanmış sayılmaz, tekâmül ve kemalat bir süluktur. Fakat burada bahsetmek istediğim bu aykırı azınlığın ne şekilde radikalleştiği, bitinin kanlandığı ve kendisini topluma, onun değerleri dışında söz söylemeye matuf gördüğüdür.

İkili ilişkilerini geliştirmeyi gerekli görmeyen, minnet ve vefa duygusunu yitirmiş insana artık haricen bir çip takmamıza gerek kalır mı? O zaten bir nevi yapay zekâ evreninde kutsal değerleri olmayan robottan farksız sayılmaz mı? İlla sibernetik, nanoteknolojik, metal ve çelik parçalar takıp transhuman olmasına gerek var mı? Gerek kalır mı?

“ Hayatta esas olan hadise yaşamak, mektepte ise tanımaktır. Birincisi dışsallık, ikincisi içsellik ifade eder. Öğrenme, her şeyden evvel bir çıraklıktır. Mektep çıraklık yeridir, diyebiliriz ki bir tezgâhtır. O tezgâhta usta yapar, çıraklar tekrarlar. Usta verir çırak alır. Alınmamış, benimsenmemiş, benliğe mal edilmemiş ders, iyi bir ders sayılmaz. Mektepte alınan ders ya bir tasavvurdur, hayale mal eder; ya bir hünerdir, ele mal edilir; ya da bir aşktır kalbe doldurulur. Bunlar biri halinde benliğimize girmeyip sade hafızada, şuurun dışına asılı bir küfe yük halinde duran bilgiler faydasız ve manasızdır. İyi üstad, dışımızda yaşayanı içimizde hayat yapabilen muallimdir.” Nurettin Topçu-Türkiye’nin Maarif Davası ( Cem Sökmen Tiwitinden alıntıdır)