KÜLTÜR VE KÜLTLER

Kültür sahibi olmak denilen şey, bir anda parayı bulmak gibi bir şey değildir. Şans oyunu oynayarak ki onun asıl adı kumardır, hasbelkader kazanabileceğin, içerisinde türlü hile karıştırabileceğin veya göz yanıltmacasından ibaret bir şey de değildir.

Ya da sürekli para kazanmanın peşine düşerek, kendisini tahkimi ihmal etmesiyle birlikte kazanılmış olan paranın, satın alabileceği bir şey değildir. İnsan parayla zamanı satın alamaz, yalnızca o zamandan tasarruf edebilir. Maddi imkânların geniş oluşu, ulaşım araçlarının en hızlı olanının kullanılması ve ulaşılması gereken yere, alternatiflerinin tersine daha çabuk ulaşan vasıtaların tercih edilmesinde bir kolaylık sağlayabilir. Bu da kişiye kültür “edinmek” için diğer insanlara göre fazladan zaman kazandırabilir.

Çok parası olan ama halen muhitini değiştirmeyen/değiştiremeyenlerin çekincesi; “Şimdi oraya gitsek buradaki rahatlığı bulamayız” kaygısıdır. Parayı bir anda ve bir şekilde bulmuş kişi, kültürü de bir anda kazanırım yanılgısına düşerek değiştirdiği muhitte, eski muhitine nazaran oldukça fazla göze batar. Jet Sosyete dizisi bu anlattıklarımıza örnektir.

“Taş yerinde ağırdır” sözünden yola çıkarak, tıpkı bitkilerde olduğu gibi insan için de endemik bir harita çizmek mümkün olur. Adabı muaşeret kanunları anayasalar gibi kitabi olmamakla birlikte, içerisinde yaşanan toplumlar tarafından sosyal ve kamusal alan ve ilişkilerin sürdürülebilir bir disiplinde olmasını sağlar, buna hemen herkeste uyar. Kültür’ün meydana çıkışı, adabı muaşeret kanunlarının tezahürü sonucundadır. Evvela insan ontolojisinin gereğini yerine getirdikten sonra diğer alanlarda etkili hem de faydalı olmaya başlar.  Temel olanın gereğini yerine getirdikten sonra oluşan bir geleneğin, zenginleşerek ilerlemiş halidir kültür. İnsanın ürettiği her değer kültür ağacında bir yaprak misali yerini bulabilir. Tüm insanlığa dönük bir mesajı var ise eğer kalıcı, yok ise kuruyup, solup giden, dökülen yaprak gibi olur.  İçinde büyüdüğü ortamın şartlarına göre şekillenen, geçmiş öyküsünü bünyesinde sindirmiş ve ulaşabildiği tüm verileri de işlemesi sonucunda ortaya çıkardığını önüne koyan, topluma sunan bir kültür öncüsü, potansiyel olarak verimini artırmak için sürekli olarak kendisini beslemek zorundadır.

Kültür kavramının sözlük anlamı kullanıldığı alanlar açısından birden çok fazladır.

Bilinen ilk karşılığı; 

Kültür: Bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının topu.

TOPLUMBİLİM TERİMİ: Tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde oluşturulan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü.

 

Pek çok kimseler tarafından bilinmeyen ikinci karşılığı ise aşağıda belirtilen gibidir. Çoğunlukla Tıp literatüründe kullanılır.

Kültür Nedir?

Kültür, besi yeri; ekim; ekin manasında kullanılmaktadır. Tıpta sık olarak kullanılan terimlerden biridir.   

Kadim medeniyetler asırlar boyunca biriktirdikleri kültürel ve geleneksel zenginliklerini bir zaman sonra, kendilerinden bu anlamda geri kalmış olanların üzerine, onları pasifize etmek için kullanacaktır. Yüksek kültüre sahip medeniyetler, eğer zemininde ortak iyinin inşası anlamında bir anlam barındırmıyorsa, tarihte olduğu gibi kültür ihracı yaparak ötekini sürekli olarak kendisine ulaşması gereken diğer olarak tanımlamada araç olarak kullanır.

Kültürü, ortak iyinin inşasında bir harç unsuru olarak görmeyen zihniyet sahiplerine “Kültler” diyorum. Bu kültler, kültürü bir sömürü aracına, bir tahakküm kurma sopasına dönüştürmüşlerdir. Herhangi bir kültürel değerden eğer fayda elde edemeyeceklerse onu yok etme yoluna giderler. Yok edemediklerini ise yerinde dönüştürmeye çalışacak ve bunun için tüm güçlerini kullanacaklardır. Sapkın bir dinin acımasız tanrılarına benzerler.

KÜLTLER

Kültler, soyutlanmışlardır, o yüzden karşılarına konulan her türlü eleştiri argümanından da beri olduklarını düşünürler ve bunu Kült inançlarının bir gereği sayarlar. Sürekli onun önünde savunmaya ihtiyaç duyulur, soruları soran, gidişatı belirleyen hep o olmak ister. Tabii ki bu bakış onların yerini, konumlarını, duruşlarını ve görevlerini belirlemek açısından ortaya konulmuş bir ibaredir. (Kendilerini öyle kabul ettiğimiz falan yok. Durum tespiti açısından ne ile uğraştığımızı biraz daha hem maddi anlamda hem de fikri düzeyde somutlaştırmak adına yapılmıştır) Kültler özellikle tarihi arka planı da göz önünde bulundurursak sürekli bir “Tanrısallık” yanılgısı içerisinde mitolojik bağlantılardan oluşan varlıklar olarak kendilerini tanımlarlar. Üstün güçler, doğanın, tabiatın, elementlerin üzerinde hakimiyet ve tasarrufları olduklarına inanılır. Dönemsel olarak birtakım olayların zuhurunu kendi kehanetlerine atfederler.

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/k%C3%BClt

Tarihsel ve etimolojik olarak kelimenin kökeni incelendiğinde görülecektir ki, tarihi geçmişine ve köklerine tam da uygun halde devam eden bir kavram olarak, kavramın etrafında oluşan güruhun da sağlamca buna sarıldığı, sanki hayatta kalmalarını sağlayacak yegâne kaynaklarıymışçasına onu koruduklarıdır. Eğer böylesi guruplar bir otorite altında (Devlet) örgütlenmişler ise soyut elit bir şekilde dünyanın da geri kalanıyla irtibatlı (Sanat ve Kültür işleri ile) veya özenilmiş halleriyle kendilerine kalbur üstü konumlar sağlayarak altında bulundukları o otoritenin yönetim biçiminin kendilerine sağladığı her türlü imkânı da sonuna kadar kullanarak, fakat yine otoritenin yönetim şeklinin içerisinde bulunan boşluk ve zaaflardan faydalanırlar. Teknik olarak saman altından su yürütme terimini bir nevi şiar edinen kültler, gölgeler gibi etrafımızda dolanırlar. Göz önünde o kadar vardırlar ki esasen yok gibi kendilerini hissettirmeden sirayet edebilmeleri ile kendilerini sezdirebilirler de. Toplumu meşgul eden iştigallerle neredeyse tüm sosyokültürel mirasımızın hastalıklı hale dönüşmesine ve asıl olanın yerine kendi kültlerini ikame ettirmeleriyle meşrudurlar. Düşünün yıllarca görsel sanatlarda boy göstererek bizden gibi rollere bürünerek, kökünden bihaber nesillerimizin yüzlerini adeta duvarlarına astıkları birer masklar haline getirdiler.

Kültler, folklorik olandan beslenerek kendi sistemleri içerisinde bir kültür oluştururlar. Bu kültürasyon ile halkları kendi folklorlarından zaman içerisinde uzaklaştırarak, bir mitolojiye dönüştürmektedirler. Zihnin ve dilin imkanlarını tahribata meylettirirler. Ondan dolayıdır ki kültler devrimi, devrim de yıkımı destekleyicidir. Kültürün tanımı birçok defalar farklı çevrelerce muhakkak yapılmıştır, doğrudur da. Yukarıdaki tanım da bir ek tanım olarak burada not düşülmüş olsun.

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/folklor

Aztek medeniyetinin sonu olan HernanCortes ve “Tanrı Ceketli Adam” hikayesinde karşımıza çıkan olayın kendisi gibi bir süreç izleniliyor dünya üzerinde halen. Merak edenler için konudan bahsettiğim yazı linktedir.

Kült örgütlenmelerle mücadele bizlerinde geçmişinde vardır. En yakın örnek olan “FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ” dür. Nitekim Cumhurbaşkanlığı nezdinde fetö terör örgütü için birebir olarak bu tanım yapılmıştır.

https://www.haber3.com/guncel/politika/cumhurbaskanligindan-feto-ile-ilgili-dikkat-ceken-ifade-fanatik-kult-orgut-haberi-5028047

Aynı zaman da İmam Maturidi’nin de gnostik ve kült örgütlerle giriştiği mücadeleye dair bir yazı da aşağıda linktedir.