Sürekli olarak farklı kanallardan üzerimize boca edilen ve doğru/yalan tasnifi yapılmayan gerekli gereksiz bilgi akışlarına maruz kalıyoruz.
Suyun kuvvetini sürekliliğinden alarak, taş ve kayayı delmesi gibi, iradelerimizi delip geçen ve hatta ruh cevherimize de zarar verme tehlikesi bulunan bu akışın tazyikini düşürme becerisini elde edebilmeliyiz.

Aksi halde bu durum, insanda duygu derinliği diye bir şey bırakmayana kadar devam edecektir.
Bir türlü toparlanamayan dikkatlerimiz, bizi iç sesimizden mahrum bırakarak, zamanla pusulamızın yön bulabilme kabiliyetini bozacak, kaybolmamıza sebep olacaktır.
Duyguları sürekli ve belirli hızlarla değişkenlik gösterenlere, tıpta ve toplum içerisinde verilen isim bellidir, DELİ.

Gerçi bu tarifte bahsettiğimiz delilik ile asıl anlamamız gereken delilik arasında da fark var. Ahlak, ilim, erdem ve irfan’ dan yoksun bırakılan aklın posası deliliktir.
Bir de bu değerlerin tümünü kendisinde cem eden, haricinde kalanlardan vazgeçmiş olanlar vardır, onlar deli olmak için önce insan olmayı tercih etmişlerdir.
Yoğun değişimler geçirerek, asla bir olgunlaşma süreci içerisinde evrilemeyen her şey/herkes tüketir/tükenir.

Bi-polar bozukluk örnekleri veya anksiyete, depresyon gibi türevleri en bilindik olanlarıdır.
Örnek aldıklarımız, almaya çalıştıklarımızla kendimiz arasında bir bağ kuramadığımız da sistem arıza veriyor, yani bilgi akışı derken türevlerinden bahsediyoruz, çünkü insanın kulağından, gözünden ve midesinden beslenmesinin karşılıkları bir hayli fazladır.
Örneğin, az evvel bir kaza haberi veya videosuna üzülürken, hemen sonra bir kedinin videosuna gülebiliyoruz.

Çok hızlı duygu değişimleri ve bunun sürekliliği, derin düşüncenin kaybolmasına, yüzeysel hafızaya, dikkat eksikliğine ve hatta kişilik/karakter’ in yitirilmesine sebep olabilir.
Peki ama bunun önüne nasıl geçebiliriz?
Her yapı önce etüt ile başlar, sonra sıralı olarak yapının şekli yani mimarisi ve hangi amaçla kullanılacağı belirlenir.

Bizler de, asıl yaratılış gayemizin farkına varmakla mükellef olduğumuz için önce, bizi tariflendiren ve kullanma kılavuzumuz olan kitabımızı okumalıyız, aklımızı işletmeliyiz. Bizlere en güzel örnek olan başta Allah Resulü olmak üzere, tarih boyunca yaşamış ve dürüst, ahlaklı, topluma faydalı yaşamlar sürmüş olan güzel insanların hayatını tatbik etmeye çalışmalıyız, kişiliğinden ve karakterinden, örnekler almalıyız. Onların eşya ve insanlarla olan ilişkilerini irdelemeli, çıkan sonuçlarla kendimizinkileri kıyaslamalı ve nerede hata yaptığımızı bulmaya çalışmalıyız.
Amacının dışında kullanılan cevher (ruh) kararır. Varlık gayesini unutan, unuttukça da kaybolan ve bu kayboluşu ile kendisini bilinmezliğe doğru sürükleyen bir girdaba kapılan insan, fıtratına asla kavuşamaz hale gelir. Hüsranın tanımı budur.

Zeminimizi, popüler kültür ve onların bizlere dayattığı örnekler oluşturmamalı, yanlış örneklerin insanı asla doğru sonuca götürmeye muktedir olmayacağı gibi, bir hatalı yolun da kişiyi haritasından bir müddet, en azından tekrar doğru istikameti bulana kadar saptıracağı da bir gerçektir.
Karakterleri birbirleriyle bire bir benzeşen, popüler kültür’ ün bir örnek tipolojileri, modernizm’ in besleyip beşiğinden geçirdikleridir.
Bu ruhsuz popülizm’ i devam ettirenler de işte bunlardır.
Zaman, kaybı telafi edilemeyen tek olgudur.

Doğru enformasyon ve temiz beslenme ile uyulması gereken kural ve kaidelere uyulduğunda, insana doğru ve yanlışı ayırt edebilecek kabiliyetin verileceği de yüce kitabımızda bizlere müjdelenmiştir.
Yapmamız gereken, daha az modernist ve popülist olarak, kapitalizmin aşındırılmaya müsait bir dişlisi olmamaya çalışmaktır.
Dayatılanın yerine alternatif koyabilen becerilerle donanarak, altın bileziklerimizi çoğaltmalıyız.