Cumhuriyet tarihi boyunca, yönetimi türlü hinliklerle ve belli belirsiz bir düzensizlik içerisinde tutarak, milleti sömürerek, neredeyse hiçbir alanda kalkınmayarak, sürekli hizmet eden ve bir türlü de karşılığını alamayan aciz bir hale sokanlar mı?
Muhalefete tahammül edemeyen, tek partili iktidar dönemlerinden.
Çok partili dönemlerde de muhalefetin iktidar olmasının önüne geçen merkezdekiler mi?
Rantlarından ve rahatlarından olmamak için her türlü yola baş vuranlar mı ?
Suikastler, ekonomik krizler, darbeler vs. kurgulayıp sahneleyenler mi?
Bu günlere kadar böyle gelen, güzel ama bahtsız ülkemiz milletimiz, bu günden sonra artık makus talihini cesaretle değiştirmek için bir karar aşamasına geldi ve kararını değişimden yana çoğunlukla ortaya koydu.
Peki 94 yıl boyunca bu Devlet’ in sahibi ve milletin kefili olduğunu söyleyenlerin ettiği reva mıydı?
Hele de iktidarlarına ortaklar çıkmaya ve hatta iktidarlarını ellerinden almaya gayret etmeye başladıkları zaman gördükleri karşılıklar normal miydi?
Daha seküler normlarda izah etmek gerekirse, Demokrasilerde bunlar olur muydu?
Türkiye’ nin cumhuriyet rejimine geçişiyle beraber, nur topu gibi bir demokrasisi de olmuştur, ve o ergen demokrasiyi eriştirene, geliştirip ehlileştirene kadar, kimler kimler neler çekecekti, kimse tahmin edemezdi, sadece bunu bize sunanlar dışında.!
Son 15/20 yıla baktığımızda, iktidarı alan ve muktedir olma gayreti içerisine çabayalan siyasi otoritenin icraat ve cürümleri tartışılır.
Ama iktidarı ellerinden demokratik ölçülere uymak kaydı ile devrinin sağlanmasını sindiremeyenler, kendi kurdukları oyunun kurallarına uyan ve kendilerini mağlup edenlere karşı tevessül ettikleri yol ve yöntemler mide bulandırıcı, giriştikleri işbirlikleri tiksindirici hatta utanç verici bir boyuta erişti.
Örneğin; Kırk yıl gibi bir süredir Devlet organlarının kılcal damarlarına kadar sızmış bir yapıya alan açmışlardır. Bu yapıya olanak sağlayan kişiler kadar, sistemin de sorunlu olduğu aşikardır.
Düzeni kuranlar, hizmet edecek olanla hizmetten fayda sağlayacak olanı ve hatta bunun keyfiyetini tam manası ile sürecekleri de dizayn ederek, çarkı çalıştırmıştır, tıpkı kurulmuş bir saat gibi.
Demokrasi diye yutturulan oligarşi hapının üzerine içilen bolca laiklikle beraber, yitirelen farkındalıklarımız, zinciri boşalmış bir gemi gibi limandan uzaklaşmıştır.
Egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğu fikri gerçekle ne kadar bağdaşır halde bakılması gerekir.
Halk için halka rağmen verilen sözde demokrasi sınavları, bataklığa atılan adımlar gibiydi, sonunda memleketi üç kuruşa muhtaç, ağır ve uzun sözleşme şartlarına mecbur bırakılmasıyla nihayetlendi.
Gelecek güzel mutlu ve güçlü günlerin bile ipotek altına alınmasına sebep olanlar, bunları hangi gerekçe ve enstrümanlarla yaptı bir daha düşünelim.
Sistemi, vesayetle, korku ve tehditle yönetmeye çalışanlar, aynı zamanda bölünmenin de sebepleri oldular.
Devlet aygıtının etkin kolları içerisinde birbirine zıt, ideolojiler, karşıt etnik yapılar ve kültürel oluşumlar kurarak bunları beslediler.
Kışkırtılmış veya bir şekilde ayrışmış olan her kesimden mensuplar, başlıca mücadele alanlarına kaydırılmaya başlandı.
Yani; içerideki yapıyı, aslını bozmak suretiyle dejenere ettiler, diğer yandan da onların karşısına bir başka dejenere edilmiş ve radikalleşmişleri dikerek, birbirlerine kırdırdılar.
Mesela; İstihbarat teşkilatının içerisine konuşlanmış hain parazitler, Devlete eleman devşireceği yalanı ile gencecik vatanperver evlatları terör örgütlerinin ağlarına düşürür. Bunlar, Devletimize hizmet ediyoruz zannederken, teröristlerin bir numaralı adamları haline gelir, bir bakmışsınız ki mehmetçiğe kurşun sıkıyor, harekat planlarını deşifre ediyor veya jurnalliyor.
Bunun gibi yada farklı bir şekli de, siyasi uzantılarıdır.
Devlet organizasyonunun diğer bir parçası olan meclis çatısı altında toplanılabilirliğidir. Çünkü sistem bu duruma da elverişlidir.
Biri eline silahı, yani gayrı meşru olanı alarak, öteki ise yasal hukuksal koruma altında kayığını yüzdürür.
Bu güne kadar gelen, dizayn edilmiş, tasarlanmış ve her türlü müdahaleye açık sistemin finali gerçekleşmiştir.
Devlet aygıtı tamir edilmiştir, bundan sonrası tadil aşamasıdır.
Meydan, kadim gelenekle barışarak eski işlevselliğine dönme azminde olanlarındır.

Asıl biziz diyenlerin devirdikleri çam’ lar orman olmuştur.
Asılmış gibi ( suret-i haktan ) gözükerek, asıl olana hançer saplama hevesleri, neredeyse yüz yıldır biledikleriyle beraber körelmiştir.
Hem siyaseten hem de sosyolojik tabanda, Devlet’ in kendisine beka sorunu olarak gördüklerini bertaraf etmesine yönelik attığı hemen her adımı akamet uğratma gayreti içerisinde olanlar ve bunu kısmen başaranlar mı asıl?
40 yıldır her türlü kanımızı emen terör örgütleriyle mücadelemizi manipule edenler mi asıl ?
Yanlış istihbaratlarla sayısız vatan evladının ölümüne sebep olanlar mı?
İçlerine bir şekilde sızdırdığımız kadın ve erkek evlatlarımızın deşifre edilerek infazına sebep olanlar mı ?
Canını dişine takan, canan için can’ dan geçen yiğitlerin mücadelesinin mükafatını, onları Uluslar arası mahkemelerde yargılatmak için, rapor üzerine rapor hazırlayanlar mı asıl ?
Ülkemizin, Devlet ve Milletimizin her türlü faydalı işine çomak sokanlar mı asıl ?
Bizleri tüketmeye ant içmiş olanlarla kol kola girenler mi asıl ?
Kurudukça sulanan, uzadıkça budanan bir ülkenin beli kalınlaşır, kökleri çok derinlere erişir.
Artık devran değişti. Bismillah..