“ KILAVUZU KARGA OLANIN BURNU B*KTAN KURTULMAZ” Yanlış kullanılan bir ATASÖZÜ olan bu cümlenin, isabetsiz sarf edildiğini ve anlamından saptırıldığını düşünüyorum.

Sözün ima edilerek isnat edilebileceği en yakın kaynağı olarak Kur’an-ı Kerim’de geçen “ÂDEM’İN İKİ OĞLU” bahsi esas alınabilir.

“Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım”

“(Ey Muhammed!) Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki “Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.

“Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenerek cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin cezası budur, dedi”

“Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu”

“Bunun üzerine Allah, kardeşinin cesedinin çıplaklığını nasıl gizleyebileceğini ona göstersin diye toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. (Bunu gören Kabil,) “Eyvah” diye haykırdı,

“Yazıklar olsun bana! Ben, bu karganın yaptığını yapmayacak kadar ve kardeşimin cesedinin çıplaklığını gizleyemeyecek kadar aciz miyim?” Ve bunun üzerine vicdan azabı ile çarpıldı.”

( 5/Maide/27-31)

Bu bahis esas alındığında görülecektir ki, kullanımın mana ve yöntemi çok yanlıştır, yersizdir hatta özünden saptırılmıştır.

Allah’a kurban sunan Âdem’in iki oğlundan birinin kurbanı kabul edilirken, diğerinin kurbanı kabul edilmez ve kurbanı kabul edilmeyen, kurbanı kabul edilen kardeşini öldürür. Halk arasında “HABİL VE KABİL” olarak isimlendirilen fakat Kur’an-ı Kerim de isim olarak değil yalnızca “ÂDEM’İN İKİ OĞLU” hitabıyla anılan bu kıssada, kardeşini öldüren diğer kardeş, onun cesediyle ne yapacağını bilemez bir haldeyken, Allah kendisine yeri eşeleyen bir “KARGA” gönderir. Bu “KARGA” kendisinin işlediği cürmün boyutunu ve acziyetini hatırlatması, daha da önemlisi, çaresizliğinin neticesi olarak çözümsüz kaldığı anda kendisine çarenin de bir “KARGA” ile gösterilmesine içerlemesine, küçüklüğünün de farkına varmasına ve yaptığı yanlıştan ötürü “PİŞMAN” olmasıyla nihayetlenir.

“KARGA” bu Kur’an kıssasında, kardeşini öldüren bir diğer kardeşe, onun cesedini gömmesi için yol gösteren bir “KILAVUZ” olmuştur. Aynı zaman da gördüğünden ibret almasını sağlamıştır. Hırsının ve kibrinin sonucu olarak kendisini, Allah’ın hiçte sevmediği bir fiili işlerken bulmuştur.

“ İşte bundan dolayı İsrâiloğulları’na şöyle yazmıştık: “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.( Maide-32)”

Kılavuzu “KARGA” olmuş ise şayet, yani KARGA’NIN kılavuzluğuna gerek kalmışsa, iş o raddeye gelmişse, işte o zaman zaten burnunuzu pisliğe bulaştırmışsınız demektir. Burada burun olarak sembolleştirilenin insanın “KİBRİ” olduğunu düşünüyorum.

Arapça kbr kökünden gelen kibr كبر  “büyüklük, azamet” sözcüğünden alıntıdır. 

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/kibir

Büyüklük, ululuk, Rablık, azamet sahibi olmak yalnızca Âlemlerin yaratıcısı olan Allah’a mahsus olduğundan ve onun eşinin, benzerinin, denginin olmamasından ötürü, bu sıfatın kendisinde olmasının yorumu ile insanın kibir sahibi olmasının yorumu elbette ki aynı değildir, olamaz da. Yücelik ve büyüklükte ona kafa tutmak, bir nevi insanın kendisini O’na denk veya şeriki, alternatifi yerine koymak manasına geldiği için, insanda kibrin zerresine sahip olanın cennet yüzü göremeyeceği de hadis kaynaklarında mevcuttur. Bu sebeptendir ki Allah, büyüklenen, kendisinden aşağı ve küçük, zayıf gördüğü kardeşini öldüren diğer kardeşe, vicdan azabına çarpılması ve diğer bütün hikmetlerden de ders almasını sağlamış, yalnızca bir tek “KARGA” yollayarak bunu yapmıştır.

Başka bir ayette büyüklenen insanların ne kadar aciz olduklarını anlatmak için bir sinekten ve kanadından da ibretli örneklerle bahsedilir. (Hacc Suresi 73. Ayet)    

Yoksa “KARGA” kılavuzluk etmekten, senin içinde bulunduğun durumu anlamana, işleri biraz da olsun toparlamana (Pişmanlık ve Tevbe)  yardımcı olmaktan başka ne ile anılabilir. 

Pişmanlığı onu tevbe etmeye yöneltmiş midir bilemiyoruz, fakat pişman olmuş olması onu tevbe etmeye yöneltmiştir ihtimalinin üzerinde yoğunlaşmak gerekir. İblis pişman olmamıştı da kibri onun daha da yoldan çıkmasına, azmasına sebep olmuştur. Âdem (a.s) ise Rabbinin buyruğunu ihlal ettiği için pişmanlıkla yine O’na yönelmiş ve hatanın sorumlusu olarak kendisini ve nefsini suçlamış, af dilemişti.

“Eğer bir yerde kargalar sürüler halinde, insanların yaşam alanlarına yöneliyorlarsa, iki önemli nedeni vardır: 1- Doğada yiyecek bulamayıp, beslenemedikleri için… 2- Daha korkunç bir felaketin geldiğini işaret ederler. Bu tarihte her zaman aktarılan şeklidir. Bir şaman, öncelikle farklı boyutların kapısını aralayarak totem hayvanını bulmak için eğitsel işlerine başlar. Eğer erk hayvanı kuzgun ise, bu hayvan, şamana gereksinimi olan cesaret, gözlem ve değişme önceliğini aktarıcı olur. Keltlerde savaş esnasında, Morrigan ürkütücü bir yıkım için, bir dizi asker çağırmakta öne çıkar, onun, bu amaçla çağırıldığında, bir kuzgun ya da karga şeklinde çığlık çığlığa havada uçtuğuna inanılır. Morrigan’ın kökeni, Megalitik Kült’lere bağlanır. İskandinav folklorundaki savaşçı tanrıça Valkyrie’ye benzemektedir. Onurunu anımsamak isteyen takipçileri, kapalı bir kâse veya kavanozda kana bulanmış kuzgun tüyleri saklarlar. Kuzgunun siyah tüyleri, gizemi ve öte âleme gidecek yolu gösterir. Bir totem olarak, Raven, sırlar öğretmenidir. Bilinçsiz bir boşluktan ve karanlığın içinden bilince anlayışa, iç karanlıktan kurtulmaya yöneltir. Hava ve su ile ilişkili elemanları, Kuzeybatı ve Kuzeydoğu çemberindedir, duru görü yeteneği olanların koruyucusu rolünü üstlenir. Kur’an’ın, Maide Suresi’nde, kardeşinin ölüsünü gömmeyi bilemeyen Kabil’e, toprağı eşeleyen karga öğretici olarak gönderilir. Tevrat, Eski Ahit/Tekvin/BAP 8; 6 ve 7’de ise, kuzgun şöyle geçer: ‘’Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı. Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu. ‘’ Böylece, ilk olarak gemiden salınan hayvan olduğu düşünülmüştür. İskandinav efsanelerinde Kuzgun, son derece zeki olduğu bilinen önemli bir hayvandı. Norveç‘te tanrı Odin’in, adları ‘Düşünce’ ve ‘Hafıza’ olan iki kuzgunu ona elçilik yaparlardı. Odin’in de, Kuzgun’la karşılıklı şekil değiştirme özelliği bulunurdu ve kuzgun bu anlamda, ruhani âlemlerin elçiliğini üstlenirdi.”

(Ferit BAYCUMAN)

Konuyu, yani Âdem’in İki oğlu bahsini etraflıca ele alan, mitoloji ve kıssalardan farklı kaynaklara kadar faydalı bilgiler veren bir kitap. Pınar yayınlarından çıkmış, yazarı ALPAY BOZDAĞ. Konuya ilgi duyanlar için.