Sistem, yasa koyucular, cinsel istismar ve hayvan istismarcılarına ve katillerine, başta aileri olmak üzere kamu vicdanını rahatlatacak, Hakk’ın da rızasını kazanmak adına, gereken cezayı uygulamakta artık geç kalmamalılardır. Aksi halde toplumumuz bu elim hadiselerin faillerini bir şekilde ellerine geçirerek, sancılı ve artık şişmiş olan bu durumu manipüle etmek isteyecek olanlar tarafından da, zanlının halk ile karşı karşıya gelmesi, kalması sağlanacak olursa, bu güne kadar görülmemiş bir linç girişimine şahitlik edebiliriz. Bu linç girişimi, birikmiş kin ile birlikte insanlık dışı bir hale dönüşebilir. Bir anda dünya basının da bomba gibi patlar ve ülkemiz çok ama çok zor bir sürecin içerisine düşebilir. Bu seviyeden sonra kırılan psikolojik eşik asla bir daha eskisi gibi olamaz. Bundan sonra yaşanacak olan hadiselerde yine böyle bir durumla yüz yüze gelme olasılığı en az seviyeye iner, hatta kaçınılmaz olur.

Çocuklara ve can dostlarımız olan hayvanlara reva görülen insanlık dışı, şeytani eylemlerde bulunan şahısları, en ağır biçimde, ibreti âlem için cezalandırmazsak, bunun önü alınamaz hale gelir.
Belli ki bu pislikleri yapanlar toplu halde hareket ediyor ya da birbirlerini etkiliyor veya bir yerlerden etkileniyor, yönlendiriliyorlar.

Toplumda paranoya oluşturarak, potansiyel suçlu şeklinde herkesin birbirine bakması algısı da işin başka bir tarafı. Birbirine hasım olanlar, yine birbirini, toplumda oluşan bu hassasiyet sebebi ile hedefin ortasına koymakla bir infiale sebep olabilirler. Birini istismarcı, tacizci veya işkenceci ilan ederek, hasımlık güttüğü kişiyle irtibatlandırıp, birikmiş kini, nefreti ona yönlendirebilir.

En masum ve korunmaya ihtiyaç duyulan, üzerine titremeye, onlara ihtimamın yüksek seviyelerde olması gerektiği varlıklar olan çocuklar ve hayvanlar üzerinden ifsat edilmeye çalışılan bir dünyada kimse huzur bulamaz. İnsanlığın bütün değerleri ile taban tabana zıt düşebilecek olan çocuk/hayvan istismarcılığı, onları hunharca öldürmeler, zihinlerdeki eşiklerin kırılmalarına yol açar, hatta bir anda geçilen bu eşik, savruk bir psikolojiye dönüşerek, odaklanmayı yalnızca bir yere kilitler. Paranoya hali toplumu yavaş yavaş, tıpkı bir virüs salgını gibi sarıp hasta eder.
“Her şeyin yavrusu güzel” diyerek dillendirdiğimiz ve içinin hiçte boş olmadığı bu söylem, yavrularımızın ve hayvanların masumiyetinin, korunup kollanması gerektiğinin, sevecenliğin, merhametin, neşenin, huzurun, bu iki varlığında insan üzerinde etki bakımından küçümsenmeyecek derecedeki karşılığı aynıdır.

Akıl almaz terör faaliyetlerini yürüten, her türlü kanlı eyleme imza atan bir şeytani gurubun üyeleri, her alanda infiale sebebiyet verecek olan olayları gerçekleştirebilirler kanısındayım. Zaten incelendiği zaman görülecek ki, bu tip örgütlenmelerin birden fazla ayağı olur. Taktik anlamda, kırılması gereken psikolojik eşiğin aşılması için, terör elemanlarına evvela insan öldürmeden önce hayvan katlettirilir. Hatta toplu hayvan katliamları yaptırılarak kişideki algıyı vahşet saçan biri haline dönüştürürler. Fakat bu vahşeti uzaktan uzağa da yaptırmazlar, en yakından, ellerine birer kesici, delici alet vererek yaptırırlar. Canlı canlı o hayvancağızın çığlıklarını duya duya, kan revan içerisinde kala kala, son nefesini verene dek gözlerinin içine baktıra baktıra yaparlar bunu. Böyle bir evreden geçen kişi artık canlı bomba da olur, teröristin dik alası da. O yüzden insan, hayvan ilişkisi tüm toplumu etkilediği gibi, tüm dünyayı da etkileyecektir.

Hayvanların, insanlarla binlerce yıldır beraber yaşadığı toplumların önde gelenlerinden biri de yine bizleriz.

At’ı ehlileştiren biz Türkleriz. Avlanmak için kullandığımız hayvanlardan tutunda, göç ederken kullandığımız hayvanlara kadar, yerleşik hayata geçtikten sonra da büyük ve küçükbaş hayvanların yaşam mücadelemizde bizlere faydaları ve yardımları azımsanmayacak kadar çoktur. İnsan ve hayvan arasındaki bağın kuvveti, birbirlerine olan ihtiyaçtan da öte bir durumdu. Hayatı ve yemeği paylaşmaları, ortak alanları kullanmaları, bir şekilde kamunun parçaları oldukları gerçeğinden kaynaklanmasındandır.

İnsanın bu denli ehemmiyet verdiği hayvanın çirkinliklere maruz bırakılması, sabredilecek veya tahammül gösterilecek bir durum değildir. Ülkemizde hayvanların öldürülmesi veya sakat bırakılması gibi hadiselerin yaşandığı, bu hayvanların daha çok tarım ve köy işlerinde kullanıldığı kesimlerde süregelen kan davalarına sebep olmuştur. Bu kan davaları yıllarca güdülmüş, peşi bırakılmamış ve sayısız ailenin parçalanmasına, tarifsiz acıların yaşanmasına neden olmuştur.
Göçü bile tetiklemiştir güdülen bu kan davaları.

Yapılan araştırmalarda hayvanları istismar eden, işkence ile ölümüne sebebiyet verenlerle, çocuk istismarı ve çocukları katleden insanların aralarında bir ortak bağın olduğu tespit edilmiştir. Bu yüzden bazı ülkelerde hayvanlara karşı işlenen suçlar, hayvan hak ihlalleri ciddi yaptırımlarla karşılaşır.

“FBI darp, tecavüz ve cinayet vakalarını takip ettiği gibi artık hayvan istismarını da takip ediyor. Hayvanlara yapılan saldırılar A grubu suç olarak sınıflandırılıyor. Bunun nedeni hayvanları suistimal eden birinin bir insana karşı da benzer suçu işlemeye yatkın olduğu görüşü…”

https://www.yesilist.com/abdde-hayvan-guvenligi-fbia-emanet/

Hayvanlara ve çocuklara zarar verme potansiyeli olan kişilerin tespiti, ilk olarak onların aileleri tarafından yapı la bilmelidir. Hal ve hareketlerinin herhangi bir sorun teşkil edip etmeyeceğini kısmen de olsa ayırt edebilmesi ve gerekli yerlerle iletişime geçmesiyle başlanabilir. Bu tip durumlarda hiçbir şey önemsiz görülmemeli, kulak ardı edilmemelidir. Çözüm yolları açık ve ulaşılabilir olduğu kadar, sonuç bakımından da etkinliği net olmalıdır. Bir insana işkence yapmakla bir hayvana işkence yapmak arasında hiçbir fark yoktur, dolayısıyla bunlar normal değildir ve normal karşılanmamalıdır. Toplum bu gibi durumlara karşı tepkisini her zaman en etkili bir biçimde ifade ederken, yetkin olan kuvvetlerde gereğini yerine getirmelidir. Cezalar ıslah edici ve hem de caydırıcı olmalıdır. Bu cezaya çarptırılan kişiler topluma ifşa edilmeli ve kalkışmak isteyenlerin de önü kesilmelidir.

Birlikte yaşamak zorunda olduklarımız, bu muazzam dengeyi bozanlar değildir.

Kavramların canlılıklarının, insanın tabiatında oluşturdukları etkileşim ve gelişimin aynını çocuklar üzerinde, yetişme çağında ebeveynlerin kullandıkları dilin de pek çok önemi vardır. Bununla beraber insan/hayvan ilişkisi de hayvan ve doğanın biyolojik çeşitliliği açısından ehemmiyeti olduğu kadar elzemdir.

https://www.youtube.com/watch?v=gT8HfHKu1Lw

Hemen her şeyin birbiri ile olan irtibatı, yine her şeyi etkiler derecededir. Canlı kavramların ses ve söz ile birlikte varlığa temas ettiği anda gösterdikleri tepki, etkileşimin, iletişim yoluyla, olumlu yönde ise eğer ortaya çeşitlilik açısından güzellikler çıkar. Su damlalarına söylenen güzel ve çirkin sözlerden sonra, onların dondurulması deneyinde almış oldukları şekiller gibi.

https://www.youtube.com/watch?v=6eIpNOJ3QyE

https://forum.donanimhaber.com/su-kristallerinin-ve-muzigin-sirlari–23098053

Kavramların birer canlı organizmalar olduklarına inanıyorum. Tıpkı binlerce yıldır evcilleşen ve insanlarla birlikte ona yakın, ayrılmaz bir dostluk kuran köpekler gibi. Bu hayvanlar biz insanların her türlü hareketine göre kodlanmışlar zaman içinde. Tedirginliklerimizi, korku ve hüznümüzü, neşe ve sevinçlerimizi hissederek bu duyguların beraberinde getirdikleri halleri paylaşabiliyorlar. Kavramların birer canlı olduğuna inancım da bu örneğe benzer durumda. Onların da bizim onları anladığımız seviyede ve derecede bize sadık ve kendilerini bize açan, bizimle evrilen dostlarımız olacaklarına inanıyorum.
Bir kavrama evcil bir köpek muamelesi yapılabilir mi bilemiyorum fakat onun bir canlı, hem de birlikte yaşamaya neredeyse mecbur olduğumuz bir canlı olduğunu kabul etmemek herhalde olanaksızdır.

“Bir kelime kararını, Bir duygu hayatını, Bir insan seni değiştirebilir.” | Konfüçyüs

İnsanlar konuşabildikleri, tanımlarını ve anlamlarını bilebildikleri kavramların, kavramlarda onları kullanabilen insanların belagatini yükselterek, kişileri terbiye edip yüceltir.

“İnsan vardır ki söylediği sözlerle büyür, söz vardır ki, söyleyen insan yüzünden büyük görünür.” İsmail Habip Sevük

Ne kadar fazla kavramla haşır neşir olursa insan o ölçüde bakış açısı genişler ve düşünce dünyasından, gayb âlemi olan rüyalar âlemine kadar uzanan bir farkındalığa kavuşur. İnsan, kendisinin tasarrufuna verilmiş bütün bu imkânları bir diğerini yaşatmak için kullandığında dünya daha güzel bir yer olmaya başlayacaktır.