Kapitalist ve sömürgeciliğe dayalı varlık sürdüren ülkeler, yüz yıllardır sömürü altında tuttukları diğer dünya ülkelerini, kendi halklarına tanıtırken, onların barbar, ehlileştirilmesi gereken yabaniler olduklarını, zaten bu zenginlikleri de hak etmedikleri yalanını söyledikleri, bu yalanlarının yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı zaman, tekrar eden ve giderek şiddeti artan, aklın ve algının ve insanın sınırlarını yırtarak harap edecek şekilde bir dehşete kapılmalarını sağlayacak olaylarla, halkların bu sömürü düzenine karşı çıkmaları her dönem engellenir.

Batı’ daki “benlik” zihniyeti ve ait olmaktan çok sahip olma arzusu, onun diğer toplumları kendi “medeniyet” seviyelerine gelme ya da “çağdaşlık” alanında aynı konumu paylaşmak gibi bir niyetlerinin de olmadığı ortadadır.
Sürekli olarak kendisine gıpta edilen, hayran olunan, özenilen ama asla onun gibi olunamayacağı, hiçbir zaman onun seviyesine erişilemeyeceği bir sözde “tanrısallık” durumu ile değerlendirilmeyi ister, arzular.

Batı; ne ulaşılabilecek muasır medeniyet seviyesinde bir referans noktasıdır ne de bu iddianın sahibi olma konusunda samimidir.

“Batı, insan aklının, ilahi kaynağa ihtiyaç duymadı teziyle, bireyi ilahlaştıran bir tutum içerisindedir, ana tez budur. Birlikte “tanrılık” iddiaları tutmayınca, 2’ likte “şirk” kavramını parlatmaya başladılar.
( Celal TAHİR/ Devlet veya Derin Devlet)

Tek olacaksam “tanrı” ben olmalıyım, eğer “tanrı” ben değilsem ve olamıyorsam/olamayacaksam, onu ben tayin etmeliyim veyahut ona en yakın olacak olanı ben belirlemeliyim.”

“ İSLAM BATI İLİŞKİLERİ “
“Avrupa ve bizlerin, kan ve doku uyuşmazlığı var. Biz avrupa’ nın tarihinde varız fakat kültüründe yokuz.” ( Aytunç Altındal )
Batı’ nın “ben tasavvurunda, idareden yönetime kadar, her alanda kendisinin tasarruf sahibi olduğu algısı ve inanışı mevcuttur.
Bu bir tür “tanrılık” iddiasıdır. Kendisini tanrı olarak gören, geri kalan her şeye “kul” muamelesi yapar ve sürekli bir ıslahata yürür.
Teknolojik gelişim seviyesinin zirvede olması, medeniyetin de zirvede olduğu anlamına gelmez. Bu gelişimin kültürel gelişime de katkısı olmayabilir.
Temel de “ahlak” ve “adalet” ten uzaklaşmış bir toplumun, yüksek kültüründen ya da, büyük medeniyetinden söz edilemez.

Bu gün “İslam medeniyeti” nin ve “batı kültürü” nün ortak bir iyide buluşamamasının, onu inşa edememesinin ceremesini yine Müslüman haklar çekiyor.
Avrupa ve batı, bir medeniyet iddiası ve inşasına bürünerek, farklı kültürleri ve medeniyetleri de yutarak, kendisine karma bir medeniyet inşa etmiştir. Esasen temelleri çürük bir mitolojiye de dayanan geçmişleriyle, yok ederek varoluş mücadelesi vermişlerdir.
İslam’ ın, inşa etme evrelerinin neticesinde şekillenen insanın, toplumu, kültürü ve medeniyeti inşa etmesi süreci, “Din” anlayışının diğer inanışı biçimlerine göre daha kavrayıcı/kapsayıcı ve kucaklayıcı olduğu belirginleşir.
İslam; inşa eder, insan imar eder.

İslam, ebed ve kaim tek din olduğuna göre; Avrupa, kendi medeniyet serüveninde, din’ i kabullenmeyerek kendisini konumlandırmış ve ötekini doğal olarak karşısına almıştır.
Aslolan İslam dinine karşı alternatiflerle inşa sürecine girmiştir. Ötekileştirme süreci kendileri ile başlamıştır.
Batı, dünya’ da kendisini konumlandırırken, diğer yandan geri kalan bütün coğrafyayı da adlandırmaya kalkmıştır.
Böylelikle hem kendisini ötekileştiriyor hem de diğer öteki’ nin, kendisini ne şekilde ve hangi ölçülerle ötekileştirmesi gerektiğini şekillendiriyor.

( İBRAHİM KALIN’ IN, BEN ÖTEKİ VE ÖTESİ KİTABINDAN ÇIKARIMLAR SERİSİ )