Sömürü kültürünü karakterine dönüştürmüş olan “Batı” ve “Avrupa” nın büyük bir kısmı, hortumladıkları ülkelerin sadece yer altı ve tabii zenginlikleri ile sınırlı kalmayarak, inanç, gelenek ve aidiyetlerini de emerek, onları birer zombiler yığını haline çevirdiler. Böylelikle, yalnızca kendi değirmenlerinin dönmesini, kendi kurdukları düzenin (kaos düzeni) daim olmasını isterler.

Toplumların inanç eşiklerini ve direnek noktalarını kırmayı becerdikten sonra, insanın hayvani güdülerini olgunlaştırıp vahşileşmesine ve bu vahşetlerin yine kendi lehlerine hizmetlerine katkısını arzularlar.

Yüzyıllardır, dünyanın sair coğrafyalarında, kendi zararsız kültür ve inançlarını yaşayan sayısız insan topluluklarını acımasızca yok ettiler. Neredeyse yeryüzünde “mutedil” yaşam tarzına sahip kimseleri bırakmak istemezcesine, ektikleri kin tohumlarının yeşermesini sapıkça bir hazla ve arzuyla bekleşirler. Radikalleşmelerin ve türevlerinin beslenebileceği sofraları kurup, fitnenin semirilmesini daha da işlevsel kuvvete erişmesini ve derinleşmesini gönülden isterler.

Onlar gibi olmak istemeyenlerin akıllarını onulmaz oyunlarla çelerek, taraftarlarını çoğaltmayı hedeflerler edinirler.

“İnsaf ve uzak görüşlülükten mahrum olduklarını ispat eden bu istilacılar, Müslümanlara reva gördükleri zulüm ve gaddarca muamelelerle, günün birinde meydana çıkacak olan tepkiyi de çabuklaştırmaktan geri kalmıyorlar. Bu tepki elbette vuku bulacaktır.”

(Sait Halim Paşa / Buhranlarımız/Syf:365/İz Yayıncılık)

“Hak, adalet ve eşit temsile dayalı bir dünya tasavvuru olmadan, adil ve sürdürülebilir bir küresel düzen kurmak mümkün değildir. Dünyaya, Avrupa merkezci, ırkçı ve emperyalist zaviyeden bakanlar, bu tahakküm ve sömürge ilişkisini kurarken insanlık tarihinin en büyük suçlarını da işlediler. Modern tarih bu bakış açısı ve ona verilen tepkilerin örnekleriyle dolu. Kendi dışındaki varlıklara efendi-köle hiyerarşisi dayatmaya çalışan siyasi ve ekonomik projelerin serencamını biliyoruz”

(İbrahim KALIN / Ben,Öteki ve Ötesi Syf: 454)
https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahimtenekeci/islm–bati-iliskilerinde-geldigimiz-yer-2044306

Batı’nın kronik yalnızlığının temelleri dinsel ve etnik ırkçılığa dayanmaktadır. Bu kabul ettikleri ve böyle olmasını istediklerinden kaynaklanır. Teni farklı renkte olanlara karşı işledikleri insanlık suçları ile beraber aynı zamanda bir de asimile ettikleri vardır. Büyükçe bir bölümünü katlederek yok eden batı, farklı ırklara olan düşmanlığı sebebiyle dünyaya unutulmaz nam salmıştır.

Alman gazeteci Dr. Jürgen Todenhöfer, 2010 yılında

“Sanırım biz kendimizi bir yalan içerisine yerleştirmişiz. Bu yalan şu: ‘İyi olan, asil olan, yardımsever olan bizleriz!’ Gerçek bu değil. Biz Batılılar dünyayı fikirlerimizin, değerlerimizin ve dinimizin mükemmelliğiyle fethetmedik. Yalnızca ve yalnızca başkalarından daha acımasızca zor kullandık. Daha ciddi olmam gerekirse Haçlı Seferleri’nde 4 milyon kişiyi öldüren Müslümanlar değildi. Dünyayı sömürgeleştirirken 50 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Birinci Ve İkinci Dünya Savaşı’nda 70 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar, Batı dünyasının zorbalıklarıydı” dedi.

Dr. Jürgen Todenhöfer’in bu tespit ve itiraflarının daha hafifi, Irak’ta yaşanan trajediler sebebiyle İngiltere’den gelmişti.
http://www.gunes.com/yazarlar/omer-ozkaya/kuresel-panik-yogunlasirken-1-851766

“Şu anda hakiki Din diyebileceğimiz, Avrupa’nın muhatap olduğu yegane yapı İslam’dır. Ne katolisizm ne Ortodoks kilisesi ne Protestanlık hakiki anlamda Din kisvesiyle cemiyete çıkan yapılar değildir. Bunlar kültürel guruplaşmalar olarak karşımıza çıkıyor.”
(Taceddin Kutay/Buluşma Noktası Programı/27 Haziran 2016)