Gençlerin, hafifmeşreplikten sıyrılmak için ne yapması gerektiği sorulunca şöyle demiştir:

“Saygı duydukları, utandıkları ve kendilerine karşı mahcup olmaktan korktukları büyükler her zaman yanı başlarında olmalıdır.” Solon

Liyakat terbiye ister. Edeplenmemiş, ıslah olmamış ve bunları kendisinde geliştirip bir adım ileriye taşımamış olandan liyakat beklenemez, ehil olamaz. Belirli bir düstur ve disipline riayet edilerek edinilecek olan ehliyet en başta ahlaklı olmayı gerektirir.

“Edep: https://www.etimolojiturkce.com/kelime/edep

Zanaat insanı terbiye eder. İnsan elde ettiği malzemeleri tecrübeleri eşliğinde işleyerek meydana getirdiği eserle terbiye olunur. Doğru iş doğru sonuç insanı da doğrultur.

Yine büyükler, kişinin bir ‘Sanatının’ ve bir de ‘Zanaatının’ olması gerektiğinin önemini sürekli vurgulamışlardır. Yeni nesil meslek erbapları arasında, yapılan işin, işi yapanın karakter ve kişiliğine katkısının değerlendirilmesi de yapılmalı. Usta, kalfa, çırak hiyerarşisi ile yürütülen mesleklerde usta, çırağının koluna bir altın bilezik takarken yani onu bir meslek ehline, erbabına dönüştürmek isterken, aynı zamanda da bu mesleğin ahlakını da aşılamak zorundadır.

O çırak bir gün kendi tezgâhını işletmeye başlayıp da çevresiyle ürettiği ürün vasıtasıyla etkileşime geçtiğinde, her türlü övgü ve sövgü kendisinden önce onu yetiştiren ustaya atfedilir.

Geçmişte icra edilen, günümüze de ulaşmış olan meslekler ve bu mesleklerin icracıları, ruh ve karakter bakımından terbiye edilmiş kişilerdir. Tıp fakültesi öğrencisi iken gittiği kitapçıda kitapların arasında rastladığı hat sanatı ile ilgili olan kitapta tutuklu kalan ve ondan sonraki hayatını bu sanata, onun edep ve terbiyesine, ustalarının marifet ve hallerini anlamaya, onlarla hem hal olmaya çalışan FUAT BAŞAR hoca, iyi ve bir yakın örnektir.

Tarihimiz böylesi naif ve becerikli aynı zamanda da ahlaklı ve terbiyeli, konuştuğunda sözünü tartan, sözünün, çevresinde, muhitinde bir kıymeti olan, kendisinde toplanan bütün bu marifetler aracılığı ile itibar gören sayısız değerlerimiz vardır.

Fakat bir de gelişen ve yenilenen dünyada, kaybolup gidenler olduğu gibi, yeni ihtiyaçlar neticesinde zuhur eden, ortaya çıkan meslekler var kuşkusuz. Özellikle teknolojik ve sanal platformlarda icra edilen bu meslek gurupları, çalışanlarını bir ahlak çerçevesi içerisinde terbiye etmekten ziyade daha çok kural tanımaz bir kişiliğe dönüşmesine imkân ve olanak sağlıyor. İnsan temelde ailesi ile başlayan, başlaması gereken, bir takım sosyal gerçeklik olgularını hayatında tatbik etmek için iyi ve devamlı bir örneklik ile bir zamana kadar alması gerekir. Bu oluşan temel sokak, mahalle ve bulunduğu her türlü sosyal çevresiyle birlikle gelişecektir. Böylelikle, ileride her ne meslek seçerse seçsin, bunu bir ölçü dâhilinde, temelden aldığı değerlerle kıyaslayarak devam ettirecek veya nihayete erdirecek hatta belki en baştan hiç tercih etmeyecek, belki de onun duruşu ve kararlılığı sebebiyle bataklığa batmış olanlara bir yıldız misali yol gösterici olacak, güzel bir örneklik teşkil edecektir. Muhakkak yapılan her mesleğin, icra edilen her işin adaplı ve uygun bir şekilde, topluma örnek oluşturacak biçimde ortaya konması mümkündür.

Tohumdan filiz, filizden fidan ve nihayet meyve verecek çağ’a gelip de dayandı mı iş, daha evvelden bu evreleri yaşamış ve meyveye durmuş bir başka ağaçtan ona aşılama yapılır. Aile ve toplumu bu tecrübelerden de faydalanarak dizayn edebilmeliyiz. Kuşaklar arası bağların güçlenmesine de yardımı dokunabilir. Birçok yerde eski ile yeniyi birlikte yorumlama etkinliğine, kuşaklar arası korelasyonu da eklemek gerekir. Eski diye tabir edilen insanların, büyüklerin, yeni nesillerle, yeni kuşaklarla bir araya getirilmesi de gerekir.

“Eti senin, kemiği bizim” denilen atasözümüzde verilen mesaj, bir demir parçasının maşa ile tutularak ateşin harına daldırılması, sonrasında o kızgın demirin dövülerek verilen şeklin kalıcı ve sağlam, kırılmaz, eğilmez, bükülmez, yamulmaz bir hale dönüşmesinin sağlanması için geçtiği işlemlerin tümünde gösterilen sabrı, teslimiyeti, tevekkülü de beraberinde içerir. Ana baba evlatlarından birini çırak olarak kalfalık öğrensin sonrada usta olsun, koluna altın bir bilezik taksın, ekmeğini helalinden, rızkını emeğiyle kazansın diye, eli ekmek tutan, sözü dinlenen, ailesine yöresine hayırlı, iyi bir insan, bilge bir kişi olması için büyüklerinin yanına verilir ve buraya eti senin kemiği bizim diyerek teslim edilirdi.

Usta, çırak yetiştirip kalfa etmekten gocunmaz, ona hem işin adabını öğretirken bir diğer yandan da geleneklerine bağlı, kültürüne hâkim, dinini tanıyan biri olması için gayretini ve vaktini vermekten geri durmazdı, aksine bunu kendisine bir görev, verilmiş bir vazife gibi disiplinle ifa ederdi. Bunca özveriyi, gayreti ve fedakârlığı gören çırak, ustasına saygıda kusur etmez, onun sevgisini zayi etmez, ona karşı mahcup olmamak için mesleğini hem insani hem de zanaat olarak öğrenmenin hevesi içerisine girer. Bu tıpkı sistematik bir döngü haline gelerek gelenekselleşen, adet haline dönüştürülen ve nesiller boyunca da devam eden neredeyse toplumsal bir otokontrole dönmüş vaziyettedir.

Modern zamanların yığınları arasında kaybolmaya yüz tutan sayısız değerlerimiz gibi ne yazık ki usta,
çırak ilişkisi de can çekişme evresine girmiştir. Kavramların asaletinden, kanaatin lezzetinden ve terbiye ediciliğinden uzak yaşamaya başlayan insan, zamanla bütün o kavramların inşa ettiği insanı da alt ederek, tıpkı sulanmayan bir çiçeğin kuruması gibi ilgisiz bırakarak yok etmektedir. Pratik ve modern hayatın ihtiyaç yelpazesi çoğalıp, farklılaştıkça, insanı taşıdığı yer de idrak edilmekten uzağa düşüyor.

Statü ve ekonomik skalada iyi bir durumda hayatını devam ettirme gayreti, ihtiyaçların çoğalması ile birlikte tabiî ki belirlenen seviyeye ulaşılması ve de o seviyede mümkünse seyrin devam ettirilmesi doğrultusundadır. Zaman akil ve örnek insanı zamanın içerisinde kaybederek, onun tüm meziyetlerini sömürerek, elindekilerle yalnızca kendi kendisine yetecek biri haline dönüştürdüğü için paylaşımlarını somut manada değil, gerçeklikten kopuk sanal ortamlarda icra eder hale geliyor. Sadece tepkisel davranmanın dahi erdem sayıldığı, somut, elle tutulur, gözle görülür, dişe dokunan bir dokunuşun yapılmadığı bu çağın insanı, elbette geriden gelenleri yetiştirmekte, onlara el vermekte, ön ayak olmakta, yol göstermekte aciz kalacaktır.

İnsanın insana dokunduğu, birbirini etkileyip tetiklediği her ortamda tekamül edecek olan bu bilginin ve erdemin aktarılış vasıtaları bir şekilde devam ettirilmeli.

Yaşlı bir usta çırağının sürekli her şeye kızmasından bıkmıştı.
Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak yaşlı ustasının söylediğini yaptı ama suyu içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.

– Tadı nasıl? diye soran yaşlı adama öfkeyle
– “acı” diye cevap verdi.

Usta çırağını kolundan tutarak dışarı çıkardı ve sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü; çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarından akan suyu koluyla silerken usta aynı soruyu sordu?

– Tadı nasıl?”
– Ferahlattı. diye cevap verdi genç çırak.
– Tuzun tadını aldın mı? diye sordu yaşlı adam.
– Hayır diye cevap verdi genç çırağı.

Bunun üzerine yaşlı adam genç çırağın yanına oturdu ve ona şöyle dedi: “Yaşamımızdaki olumsuzluklar tuz gibidir. Ne azdır, ne çok. Olumsuzlukların miktarı hep aynıdır. Ancak Olumsuzluklara olan tepkimiz onu nasıl algıladığımıza bağlıdır.

Kızgın olduğunda yapman gereken tek şey kızgınlık veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun içinde artık bardak olmayı bırak göl olmaya çalış!”

İnsan yetiştirmek ve insanlık cevherinin, mirasın devrederek katlanmasını, çoğalıp zenginleşir hale gelmesiyle ilgili kaynak olarak bakılması gereken yerlerden birkaç tanesi şunlar olabilir.

Birincisi

Fatih’in Sahn-ı Seman Medreseleri

http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=350532&idno2=c350368#1

Ondan önce de

Nizamiye medreseleri

http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=330188&idno2=c330134#1
Azamiye medreseleri

https://www.academia.edu/35650785/SEL%C3%87UKLULAR_DEVR%C4%B0_BA%C4%9EDAT_MEDRESELER%C4%B0_%C4%B0M%C3%82M-I_%C3%82ZAM_EB%C3%9B_HAN%C3%8EFE_MEDRESES%C4%B0_%C3%96RNE%C4%9E%C4%B0

Ahilik Ocakları

http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=010540&idno2=c010585#1

Hanımlar için olanlarından biri ise

BÂCİYÂN-ı RÛM

http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=040415&idno2=c040343#1