“Kadim Hikmet geleneğine göre, kendi ruh dünyamızda barış ve huzuru tesis etmeden, dış dünya’da huzur ve ahenge ulaşamayız.”
İbrahim KALIN

Hür olanın başlangıcı dahi hür bir adımın tercihen atılması istikametinde olmuştur. Sürekli olarak kullanabildiği tercih yapma nimetini doğru yönde kullandığı sürece gelişen ve oluşan karakteri, dışarıda temas ettikleri ile içeride tesir edeceklerini belirleyebilir. Örtülü duygular durgun göllere benzer, olan biten ne varsa yansıtıp dururlar hissetmeden. Sömürülmüş olana nazaran hür olan, ideolojik, dogma veya kült saplantılardan sıyrılmış bir zihinle kendisine, çevresine, dünyaya ve âleme daha geniş bir perspektiften bakabildiği için, buradaki yapıcı rollerin farkına varıp, kendisini de ona göre konumlandırdığından, sömürülmüşün zihniyetindeki yıkıcı ve kaostan beslenme durumunun tam aksine, yapıcı ve düzen sağlayıcı bir role bürünür. Hür olan, ıslahatını bir maslahat üzerine kurgulayıp, bunu düzenli bir şekilde devam ettirebilme gayretindedir. Bununla beraber zıttı olan sömürülmüşün zihniyeti, bütün zinciri sistemden boşaltıp, çarkın işlevsiz hale gelmesini arzular. Hür birey, hürriyetini satın almamıştır, bu hürriyet kendisine daha en baştan, mücadelesinde tercihlerini yapabilmesi için mucizevî bir haslet olarak verilmiştir. Mucizevî diyorum çünkü Hürriyet ve şekillendirdiği karakter karşısında dayatılmış suni hiçbir otorite vücut bulamaz, doktrin uygulayamaz, aciz kalır.

“Nelerin esiri olduğunu bilen fert, hangi kuvvetlerin esiri olduğunu idrak eden cemiyet, hürriyetinin eşiğinde demektir.” Nurettin TOPÇU

Hayatının belirli evrelerinden geçerken bu mucizenin farkına vardığında, tıpkı bir tohumun toprağın koynuna sokulup orada beklerken, suya, havaya ve güneşe olan ihtiyacını karşıladıktan sonra yeşerip büyüyerek, dünya âlemini müşahede etmeye başlamasındaki gibi. Hür bir nazar pak bir ayna gibidir, bakanı da, baktığını da, yansıyanı da bir eder. Birlik teşkil etmeyen hiçbir bakış odaklanamaz ve dağınık kalır. İkilik ise şaşı bir açıdan, görüntülerin birleştirilememesine sebebiyet vereceğinden, görünenin hakikatte ne olduğuna ve manasının anlaşılmamasına sebep olur.

Sömürülmüş ve öz benliğini bu sistemli sömürülme sebebi ile kaybederek, cesaretini de yitirmiş olanın tek bir uzak hayali vardır artık, özgür olmak. Fakat bu özgürlük arzusu esaretin mahrumiyetlerine duyduğu özlemden ileri gelmemekle beraber tam aksine artık her türlü bağımlılığa olan aşırı karşı koyma isteğidir. Distopik bir esaretin ve sömürülmüşlüğün neticesi özgürlüktür. Hürriyet ise, kendisine ikram edilenin farkına varma yolunda, ikram edene teşekkür yollarını arşınlayan kişinin ütopik deveranının adıdır.

LİBERTY (Serbestiyet); Hiçbir otorite tanımayan.

“Özgürlüğün en özlü tanımı “özü gürleştirme faaliyeti”dir. Özgürlüğün özü gürleştirmek yani güdülerini en uygun (optimum) değil azami (maximum) oranda tatmin etme faaliyeti içinde bulunma anlamına geldiğini söyleyebiliriz.”
TEYFUR ERDOĞDU (ÖZGÜRLÜKTEN KURTULMAK (s.21/23)

“Özgürlük ve Hisler;
Bu aşamada özgürlükle bağlantılı birkaç hissin ele alınması yerinde olacaktır. Kendisini eksik ve noksan hisseden, güdülerini nefsinin (özünün) arzuladığı şekilde tatmin edemediğini düşünen bireyde ‘keder’ yükselmeye başlar. Güdülere cevap verirken tatmin olmuşluk hissinin artmasıyla sevinç artar. Kısaca sevinç duygusunun bedensel karşılıkları neşe ve hoşlanma; keder duygusunun karşılıkları ise hülyalı hâl (melancholia) ve elemdir. Ayrıca özünü gürleştiremeyen insanda nefret yükselir ve Spinoza’ya göre bunlar başlı başına melankoli yapıcılardır (Spinoza, 1996, s.203). Melankoli ve elem ile özgür olmak bir arada yer alamaz. Çünkü elemli olmak, acı çekmek, keder içinde bulunmak, bireyin etkinlik gücünü azaltır. Bu yüzden özünü gürleştirmek isteyen birey kamusal alanının özü gürleştirmeye ve özgürlüğü yaşamaya yönelik olarak dayattığı bu sınırlamalardan kurtulmanın yollarını arar
(Kant,2006,s.37).”
TEYFUR ERDOĞDU (ÖZGÜRLÜKTEN KURTULMAK S.36)

“Özgürlük ve Özel Mülkiyet;
Kamusal alanın özü gürleştirmeye ve özgürlüğü yaşamaya yönelik dayattığı sınırlamalardan kurtulmanın en etkili yolu özel mülkiyettir. İnsan ancak kendi özel mülkiyeti içinde aile, okul gibi çeşitli güçlü kanallar vasıtasıyla yürütülen etkili ahlaki yönlendirmelere rağmen özünü gürleştirebilecek yani özgürlüğünü sınırsızca yaşayabilecek bir zemine kavuşur. Özel mülkiyetin sınırı da para (maddi imkânlar hatta bugün para olmasa dahi paraya hükmedebilme yetisi) tayin eder. Çünkü özgürlüğün kaynağı imkânlardır, araçlardır. Bir vasıtanın, bir imkânın yapıp edebilme gücü önümüzde bulunan kısıtlamaları aşma anlamına gelir. Örneğin önümüzde geçmek istediğimiz debisi yüksek ve eni geniş bir nehir olsun. Nehri geçmek için yapacağınız sal bu denklemde imkândır/araçtır. Başka bir ifadeyle bizim karşı sahile çıkmamıza yani özümüzü gürleştirmemize engel teşkil eden nehri aşmamıza yarayacak olan bu saldır. Netice itibariyle yüzyıllar içinde hızlıca ve kısaca denklem şu hâle gelmiştir: Ne kadar (maddi imkân) o kadar özgürlük. Paranın miktarı kadar özel mülkiyet, özel mülkiyetin genişliği kadar da özgürlük. Karl Marx (1818-1883) bunu şu şekilde ifade eder: “ Paranın gücünün büyüklüğü benim büyüklüğümdür. Paranın özelliği benim özelliklerimdir. Bu yüzden benim neye muktedir olduğum kesinlikle bireysel özelliklerim tarafından belirlenemez. Ben çirkinimdir ama kendime güzel kadınları satın alabilirim. Çirkinliğin engelleyici gücü para tarafından hükümsüz kılınmıştır. Ben şerefsiz olsam da para şereflidir, bu yüzden sahibi de… Para en yüksek iyidir, o halde sahibi de iyidir.”
(Marx,1975,s.377).

Özgürlük kavramı üzerine kurulu kültür ve medeniyetlerde yüceltilecek ve üstünlüğün kıstası şüphesiz bu durumda para (maddi imkânlar) olacaktır. Tekrarlanacak olursa bu tür kültür ve medeniyetlerde “Birey ancak özgür olduğu zaman insandır.” tanımı kabul edildiğinden (ki bu tanımı kabul etme zorunluluğu asla yoktur ve başka tanımlar da yapılabilir.) özgür olmak için para sahibi olmak gerekmektedir.”
TEYFUR ERDOĞDU (ÖZGÜRLÜKTEN KURTULMAK S.36-37-38)