Farklılıklara tahammül etmek lazım, herkesi tektipleştiremezsiniz. Farklı kişilikler, farklı fikirler demektir.

“Senden gelecek hayır Allah’tan gelsin” sözünü yanlış anlayıp, yanlış yerlerde kullanıyoruz. Böyle olunca da bu söz düzgün çalışmıyor.

O sözden kasıt, farklı da olsa yapmak istediği veya ona yaptırılmaya çalışılan işleri bir türlü becerememesi, eline yüzüne bulaştırmasıdır. İnancından veya hayat tarzından ötürü bir ön yargıda bulunmak anlamına gelmemektedir. Toplumda kötü örnek teşkil etmeyecek tarzda ve ahlaken de yetkinlik içerisinde bulunduğu koşulda ve vazifeyi, işi becerebildiği takdirde, kim olduğu, nereden geldiği, ırkı, cinsiyeti ve inancının bu anlamda önemi yoktur ve olmamalıdır.

Ahlak ve Edep kavramlarının açılımı üzerinden bir sosyal toplum kurgulamak, inançlar ve kültürler bakımından bir dünya kurgulamaktan çok daha kolaydır. Çünkü ‘Ahlak’ Teoman Duralı hocanın dediği gibi ‘Edebin’ felsefesidir.

Dinin hikmeti sebebi ‘edep’tir.
İbadetler bizi edepli olmaya hazırlar.
İnsanın ödevi insanı yaşatmaktır.
Ödev edebi getirir.

“Ahlak, edebin felsefedeki işlenmiş halidir. Dolayısıyladır ki ahlak doğrudan dinden gelmiyor, felsefenin ürünüdür ahlak. Felsefe ortaya çıkmadan ahlak yoktu, edep vardı. Ahlak ortaya çıktıktan sonra da edep varlığını sürdürmüştür. Bazı filozoflar, Eflatun, Kant, Gazali, ahlakı edepten türetmişlerdir ama başka filozoflar, ahlaklarının arka planı olarak edebi almamışlardır. Demek ki ahlak dinden çıkmıyor, felsefeden çıkıyor. Türkiye’de korkunç bir dil kargaşası var ve ecnebi yani Frenk sözlere olağan üstü bir aşk var. Bizde bulunan sözler bir yere atılıp oradan alınıyor. Bunu hemen düzeltmek bakımından söyleyeyim, Etik, ahlak demektir, başka bir şey değildir. Niye bu gün durmadan etik kurullar var, şu etik değildir, bu etiktir falan deniyor, ahlaktır o başka hiç bir şey değildir. Ve tekrar ediyorum, felsefesinin verisidir ahlak. Edep, ‘Moralitas’tır Latincesi, Yunancası ‘Ethos’tur ve ‘Ethica’ ‘Ethos’tan türetilmiştir. Çünkü felsefenin çıkışı oradadır. Dolayısıyla bütün felsefe terimleri önce Yunancadan kendi kaynaklarından yararlanarak, günlük konuşma dillerinden hareketle belirlemişlerdir. Dışarıdan alma imkânları yoktur. Ondan sonrakiler, Alman felsefe geleneği hariç hep dışarıdan alınmadır.
Edep doğrudan doğruya dinin ürünüdür.”

Ahlak: https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ahlak

Edep: https://www.etimolojiturkce.com/kelime/edep

“Bir nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilemeyecek çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler.” Ursula K. Le Guin

Toplumda sosyal sınıf ayrımını olumsuz yönde tetikleyen etkenlerin oluşmasına, “getto” ve “elit” tabanın meydan bulmasındaki hassasiyetlerden biri de, kazancı ve kültürel birikimi yükseldiği halde bulunduğu yerden ayrılmayarak, oranın kendi gelişmişliği ile beraber kalkınması için standartları belirlerken maruz kaldığı muameledir.

Yüksek kültürünü, içerisinde bulunduğu toplumu yükseltmek için kullananların, yine içerisinde bulunduğu toplumun geri kalanının kahir ekseri tarafından uğradığı muamele saldırgancadır. Örneğin, ikili diyalogların kişisel hakları koruyarak, saygı ve sevgi çerçevesi içerisinde olması gerektiği vurgusu veya komşuluk ilişkilerinin önemi, trafikte gelişen olaylar karşısında takınılan tavrın daha ılımlı ve şiddeti doğurmayacak şekilde hassasiyetle yaklaşılması, toplu taşıma kuralları, sinema ve tiyatro seyir adabı, alış verişte isteme adabının inceliği, sürekli olarak her alanda bir üst seviyeye geçmeyi tetikleyen insanların, bu azimlerinden uzaklaştırılmaya çalışılmasından bahsediyoruz. Dallarının uzandığı göklerden aldıklarını köklerine, belki kıtalar arasındaki diğer türleriyle etkileşim ve iletişim kurarak, köklerinden aldıklarını dalları, yaprakları vasıtasıyla göklere taşıdığı gibi, öyle de, bu halde olan insanların durumunu budamadan, olanakların zeminini oluşturarak, kendilerinin enginliğinden azami derecede faydalanmak gerekir. Toplumun tamamını etkileyecek ve sonrasında kötü bir örnekle hatıralarda ve hafızalarda yer edinerek refleks haline dönüşebilecek bir hareketin veya o her ne ise onun önünü almak için geliştirdiği tavır, bu durumun o şekilde kalmamasına yardımcı olabilecekken, çoğunluğun bu yanlışa razı gelip de doğru olanı reddetmesi, doğruya yönlendireni de reddetmesi, onun doğruları söyleyenlerin kovulduğu onuncu köye gitmesi gerektiği ikazı, işte ilk başta anlatmak istediğimiz sınıfsal ayrımın temeli olabilir.

Yüzeysellikten kurtulup derin düşünürsün, “Felsefe yapma” derler.
Popülist söylemleri bir kenara bırakırsın, “Edebiyat yapma” derler.
Düşüncelerini kelimelere dökersin, “Gazel okuma” derler.
Onların vasat fikirlerini görmezden gelmedikçe, sürekli bir şeyler derler.