“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

Rüyalarımızda büründürüldüğümüz metafizik bedenimiz ile hareket kabiliyetlerimizin sınırı, fizik sınırlarının, hatta bilim kurgu sınırlarının da üzerinde olduğu yakalanabilir bir gerçeklik midir?

Metafizik âlemde edindiğimiz tecrübeler ve kabiliyetleri, fizik âlemine taşıyabilmek ne kadar mümkündür?

İnsanlığın dünya dışındaki fiziki bir âlemi tecrübe etmesi olasılığı ile metafizik bir âlemi tecrübe etme olasılığı arasındaki fark yüzde kaçtır?

Peki, hangi iki âlem arasındaki yolculuk, maliyet ve fayda bakımından daha fazla ve farklı getiriler sağlayabilir?

İnsanlığın dünya tarihi boyunca teknolojik ve bilgi gelişiminin son noktalarından birisi olan uzay macerası bile, çok yakın tarihlerle temellendirebileceğimiz bir şey midir?

Oysa yine aynı insanın varlığının başlangıç mekânının fiziksel mi yoksa metafiziksel bir ortamda mı olduğu sorusu üzerine neticelenmemiş birçok düşünceleri vardır.

Böyle bakıldığında insan yalnızca iki âleme ait veya o iki âlemden de parçalar taşıyan bir varlık gibi de durmuyor sadece. Fizik yasalarının bilinen sınırı ile metafizik’in henüz sınırları belirlenemeyen veya kısmen belirlenebilen yasalarının ucunun açıklığı, kabiliyet ve hareket alanının genişliği üzerine hayal gücümüz ve birden fazla âlemden edindiğimiz tecrübelerin birleşimi ile birlikte ortaya çıkacak olanın hikmet boyutunda idrakini mümkün kılabilecek gerçekliğinin somutlaştırılması gerekir. Sayısız tecrübe, bilgi ve mevcut verilerin işlenebilirliği sonucunda ortaya bir somut nesne koymak gerekir ve lazımdır.

Yaradan bizleri, her bir âlemi için farklı disiplinlere ait uyumlu bir beden ile ve yine farklı disiplinlerdeki çevre şartlarına uyumlu olarak yaratmıştır. Dünya hayatındaki serüvenimiz bu disiplinler ve bedensel şartların nihayetlenmesi sonucunda tekrardan baştan ayağa değişecek olan bir diğer âleme geçiş için, tohumun toprağa gömülmesi gibi ekiliriz bizlerde. Öte âlemin bir nüvesi, belki de tüm âlemlerin ortak cevheri olan ruhumuzun, bedenimizi terk etmesi sonucunda bir başka ortak âleme seyahatimiz başlar.

Gözün gördüğü, kulağın işittiği ve tattığımız her ne varsa, hepsi birden form değiştiriverir. Belki yepyeni ihtiyaçlar ve bu ihtiyaçların her birinin birer karşılıkları ortaya çıkacaktır. Belki de yük hafiflemiş ve birçok önemli ihtiyaç, ihtiyarını kaybetmiş olacaktır.

Allah, Kur-an-ı Kerim’de, İbrahim suresi 24. Ayette, sadece insana bahşettiği lütuflarından bir tanesi olan lisanında kullandığı bir sözün güzelliğinin örnekliğin şöyle tanımlar;

“Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı. Güzel söz, kökü yerde sabit, dalları gökte olan verimli bir ağaca benzer.”

Bahşedilen bu şükrünün edası zor, insanın diğer tüm hasletlerine de birlikte bakıldığında, bütünden bir parça olan bu örneğin tarifi muhteşem derece heyecan verici, taltif edici ve sevindiricidir. Hepsinden önemlisi de üzerine düşünmeye değerdir.

Ey dil ey dil niye bu rütbede pür-gamsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvamsın sen
Rûhsun nefha-i Cibrîl ile tev’emsin sen
Sırr-ı Haksın mesel-i Îsî-i Meryemsin sen

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Sendedir mahzen-i esrâr-ı mahabbet sende
Sendedir ma’den-i envâr-ı fütuvvet sende
Gizli gizli dahi vardır nice hâlet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakikat sende
Nazar etsen yer ü gök dûzah u cennet sende
Arş u kürsî ü melek sendedir elbet sende

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Belki hâtıf gibi kaydı sivâdan güzer et
Erişen har u hase ateş-i âşkı siper et
Dâmenin tutmaya âsâr-ı halâyık hazer et
Şems ve şahi şimun la ile azm i sefer et
Sâf kıl âyineni kâbil-i aks-i süver et
Hele bir cem-i havas eyle de Galip nazar et

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

(Şeyh Galib)

https://www.youtube.com/watch?v=wHtOndeHo6M