Şefkatin aşktan daha âli bir hal olduğu doğrudur, zira aşkta hep bir karşılık vardır. Öyle de, karşılıksız kaldığı ölçüde kin peyda eder.

Aşk, kalpte doğan bir arzu olup onda hırstan bazı unsurlar bulunur. Bu unsurlar ne kadar güçlü olursa sahibinde sevinç, kavgacılık, tedirginlik ve uykusuzluk o kadar artar. O zaman kan, yanarak iyice kararır ve safra iltihabına yol açar, böylece kara sevda oluşur. Düşünce bozulunca ahmaklık ortaya çıkar, akıl eksilir ve kişi olmayacak şeyleri ummaya başlar. Bunun varacağı son nokta ise deliliktir. O zaman âşık ya intihar eder ya kederinden ölür ya da maşukunu bularak sevincinden ölür. Hipokrat

Lakin şefkat karşılıksız, beklentisiz bir haldir. Kendi varlığının inkişafını sağlayacak olanı, karşılık beklediği varlıklarının bütününden beslenerek almaz. O, tıpkı bir güneş gibi çekirdeğinde muhtaç olduğu kudreti barındırır.

İlahi bir cevherin ustaca kullanımı şefkat ile kendisini ortaya çıkarır. Âlem’de böylesine güzellikler var eden ve bizleri de onun farkına vardıran kudret sahibi, bir bakıma da şefkat ve merhametle yapılan işlerin nasıl olması gerektiğini, sonuçları itibariyle geldikleri noktaları göstererek, idrak sınırlarımıza nimet ve hikmetlerinin farkındalığında tecrübeler tattırıyor.

Telaffuz ettiğimiz kelimelerin ifade ettiği anlamları derinlemesine incelemeden, bünyemizin ve hayal gücümüzün karşılığını tam bulamayacağına inananlardanım. 

Yaradılış olarak insan beyni, altın oran (fibonacci) denilen algoritmaya göre güzelliğin ölçüsünü matematiksel olarak zaten belirler. Bunun bilimsel olarak da çokça çalışılmış kanıtları vardır.

Fakat felsefi olarak “güzellik” kavramı görecelilikten çok daha fazlasıdır. Hedonist, hazcı ve tüketen toplumlarda bu böyle değildir. Heykel sanatında kullanılan figürlere bakıldığında görülecek ki, erkekler orantılı vücut hatları ve kaslarının gelişmişliği ile kadın heykellerde ise dikkate çarpan hatların tümünün neredeyse kusursuz bir görüntüsünün olmasından anlaşılacağı gibi.

Antik yunanda güzellik, kültürel olarak hedonist ve hazcılığa tekabül eder. Doğu toplumlarında ise güzellik kavramsal olarak bir nevi hikmeti (Wisdom) aramaktır.

“O yüz ki, göz değdi mi Allah’ı hatırlatır” veya “Bir şeyde güzellik göremediysen yeterince dikkatli bakmamışsındır” gibi ve daha fazlası doğu toplumlarında felsefi olarak içe ve dışa dönüktür.

“GÜZELLİK SAKLIDIR. Gizleme güzellik için aslidir. Şeffaflık, güzellik ile anlaşılamaz. Şeffaf güzellik bir oksimorondur, zıtların birleşimidir. Güzellik zorunlu olarak bir görünümdür (Schein-Gerçekliğin kendisinden ziyade, tecrübe eden özneye göründüğü şekliyle fenomen anlamına da gelir) İçinde opaklık barındırır. Opak gölgeli demektir. Örtüyü kaldırma ise büyüyü bozar ve onu tahrip eder. Bu yüzden güzel, doğası gereği örtüsü açılamayandır” (Byung-Chul Han- Güzeli Kurtarmak syf29)

Güzellik kavramını yazar birkaç biçimde incelemiş fakat anlaşılan o ki bizim tarafımızdan hikmete uygun düşen tarafı da odur, güzelliği bir aşkınlığın merdiveni olarak görerek, yüce olana erişmekte kullanmış olmasıdır.

Demişler ki, bizde bir derviş var, şöyle güzel adam böyle güzel adam. Varmışlar yanına bakmışlar ki, pejmürde bir halde, üstü başı yırtık pırtık, saçı sakalına karışmış. Bu mu, demişler, bu mu sizin güzel adam dediğiniz.

Derviş demiş; Kusura kalmayın, içimize bakmaktan dışımıza vakit bulamadık.

Beğenilmeme kaygısının altında, insanın eşini (ötekini) bulamamış olması hali de yatıyor olabilir. Estetik olarak beğenilme kaygısı doğada yalnızca eş için ortaya çıkmış olan bir durumdur. Eşinle tam olduktan sonra senin dışarıda artık kendini başka taraflara beğendirmek gibi bir durumun söz konusu olmayacaktır. Eksikliğinden kaynaklı olan dağılmış veya bütünün künhüne vakıf olmamış, bakanın eksik parçalarını hemen fark ettiği bir tamamlanmamışlık hali de matematiksel olarak yarım kalmış, çözülmemiş, formüle edilmemiş bir problem gibi eğreti de duruyor olunduğu için olabilir.

ezvac / ezvâc / ازواج

   Çiftler. Zevceler. Nikâhlı karılar.

   Kocalar.

   Hanımlar, eşler.

   Eşler.

   Çiftler. (Arapça)

“Emsali ile müşerref olamayanın sesi semadan gelir.”

Bir refika, yani eş dediğin, diğerini bulduğunda dengeyi sağlayan demektir. Tek olan, diğer tek’ ini bulduğunda eş olmuş olur, öyle tamamlanır. Masanın ayakları, terazinin boş kefeleri, gölge ile nesnenin varlığının bilinci gibi. Eş seçme denilince ata erkil bir toplum olarak hemen her insan hep erkek tarafından bunu düşünür, oysa kadındır hep seçen, tabi istisnalar hariç. Mesela zoraki evlilikler vd. gibi. Sen istediğin kadar böbürlen iyi bir kadınla evlendim diye, aslında o kendisine iyi bir koca seçmiştir.

Eylemez her kim ayâr-ı hüsne rağbet nâilî

Kadr-i âşık dilber-i sîmîn-berinden bellidir. (Nâilî)

Herkes güzelliğe rağbet etmez, herkes âşık olmayı bilmez. Aşığın kadri sevgilisinden bellidir. İnsan sevdiğinden kıymet alır. Değerin ne? Neyi seviyorsan o kadar. (Hayati İnanç)

Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O’nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır. Rum suresi 21. Ayet

Ayette de geçtiği üzere, insanın tek olarak kalması hali sürekli bir belirsizlik, huzursuzluk halidir de aslında. Tıpkı yukarıda belirttiğimiz gibi eşlerin, diğer teklerini bulduklarındaki varılan hal gibi.  Fakat günümüzde maddi olanakların eş bulma konusunda birçok kriterin önünde geliyor olması, bu sükûn ve huzur halinin evlilik çağında olan ve en önemlisi de bu çağı devirenler açısından bir hayli sorunlu olduğu da bir gerçektir.

Azami şartların göz önünde bulundurularak, gençlerin izdivacına katkı sağlaması gereken aile büyükleri, en olmaz koşulları gelip dayatır hale geldiler. Bunun çok çeşitli sosyolojik, psikoloji, ahlaki, maddi ve manevi problemlere sebebiyet vereceğinden habersizler.