Dijital oyunların bu kadar rağbet görmesinin ardındaki sebepleri incelediğimizde, orta çıkan sonuçların kısmen derlenmiş halleri elimizde bir verinin bulunmasını sağlamalı.
Belirli yaş araklıları ile beraber, kullanıcının keyfi, ruhsal durumu ve sosyalitesi de göz önünde bulundurulduğunda, oyun türlerinin tercihine de ulaşılabilir.

Realitesi (somut gerçeklik) olmayan bir ortamın sosyalitesinden bahsedilebilinir mi? Dijital ortam içerisinde bürünülen hal ve dönüşülen karakterin, reel, sosyal dünya hayatındaki yaşantı ile taban tabana zıt olduğu gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

En yakın örnek bir Hollywood filmi olan ve filmi serisi milyonlarca insan tarafından izlenen fakat içeriğine meraklılarının varabildiği, kurgusal dijital platformların, insanların hayatını nasıl etkileyebildiği yönünde iyi bir örnektir. Asosyal bir kişilik olan ve gündüzleri bir yazılım şirketinde çalışan Thomas Anderson, geceleri de ‘Neo’ kod adı ile hacker’lık yapar.

Hayal gücünün konsolide edilmiş simülasyon hallerinin, kişilerin üzerinde bıraktıkları etkileri de ayrıca değerlendirmeli. Jean Baudrillard “Simülakrlar ve Simülasyon” isimli kitabında bu konu hakkında etraflıca bir gezinti yaparak bize detaylarını aktarmıştır.

Günümüzde de “klavye delikanlısı” diye tabir edilen tayfanın belki de büyük çoğunluğu henüz reşit bile değildir. Sokağı bilmeyen, tek bir arkadaşının bile olmadığı, asosyal veya sosyopat olan bu kesim, olduklarından çok farklı bir kişiliğe soyunarak dijital ortamda her türlü naneyi yiyebiliyor.

Üç oyun türünü inceleyelim ve kişinin hayalinin simüle edilmiş vaziyetteki dijital imkanlarla oluşturulmuş şeklini karşısında bulduğu vakit büründüğü halleri ve onun o mecraya ile etkileşimine kısmen bakalım.

1- FUTBOL
Aslında bu konunun etraflıca binlerce kez çalışılması yapılmış, sayısız makaleler yazılmış, benim diyen, branşında en iyi uzmanlar tarafından irdelenmiştir. Hatta futbol’ un bir DİN olduğu ve kitleleri yönlendirmek için kullanıldığı bile yazılıp çizildi, belgeseller yayınlandı. Bizim bakışımız çokta farklı olmamakla birlikle belki gözden kaçan bir iki noktaya değinmek olabilir.
Futbol öyle bir şey ki, bilen bilmeyen, anlayan anlamayan, yeteneği olan veya olmayan herkesin içinde olduğu, muhakkak söyleyecek bir sözünün, yapacağı bir yorumunun bulundu enteresan bir mecradır. Bu maçları kimlerin izlediği kadar nerelerde izlendikleri de önemlidir ama en garibi de hepsinin ortak temennileri aynıdır.

Misal; stadı beğenmezler daha ilk baştan, şurada oynansa daha iyi olurdu diyerek, oranın ikliminden ulaşımına, müştemilatın rahat giriş çıkışına ve daha bilmem nesine kadar sayarlar da sayarlar. Kadroları beğenmezler, takımın formasının renklerini ve tasarımını beğenmezler. Taktik beğenmezler, o adam orada mı oynatılırmış, tabi bununla beraber teknik adam da hakkını alır. Kuracağı kadronun da saha içerisinde dağılışlarının da diye küfür kıyamet alır başını gider.
Oyuncu’ nun oyununu beğenmezler, verdiği pastan, aldığı paraya, yediği yemekten, yaptığı antrenmana kadar her şeye kulp takar, memnun olmazlar. Hepsinde haklı veya haksız da olabilirler.
Daha fazla uzatmadan asıl konu ile bağlamak gerekirse, bu tip adamlar, asla, cismen bu dünyanın içerisinde bulundukları haller dışında bulunamayacaklarından, sürekli yönlendirmek arzusunda olduklarından ve istediklerini yapamadıklarından, dijital ortamlar ve simüle edilmiş konsollar onlara bir yaşam alanı bir hareket alanı sağlıyor.

Kadrosunu istediği oluşturuyor, istediği taktikte oynatıyor, istediği adama pas verdiriyor, teknik adamı beğenmeme gibi bir durumda olmuyor çünkü artık hepsi kendisi. Nasıl bir tatmin hissidir bilemem, şahsen futbol’ dan hiç haz etmem, belki yeteneksiz olduğum için belki de hiç anlamadığım içindir.
Yönetme ve hakim olma arzusu insanı ele geçirdiğinde onu zehirleyerek hırslarını da perçinlemeye başlar, iradesi ele geçirilmiş olduğu halde halen bir şeylere hükmetmek isterken, aslında kendisi, kendisinin hükümsüzlüğünün hükmü altında girmiştir çoktan. Bir yılanın kurbanına dolanması ve onun her nefes verişinde biraz daha sarılıp sıkarak boğması gibi, heva ve heveslerinin, nefsin arzularının kollarını boynuna dolamaya başlayan kişi de yavaş yavaş sona yaklaşıyordur.

2- SAVAŞ OYUNLARI
Bu alanda yaş ortalaması biraz daha düşük, yani ergenlikten evvel ya da tam arası diyebileceğimiz bir sınır. Çocuğun içerisinde yetiştiği ailenin, sosyal çevresinin, izlediği çizgi filmlerden, eğitici diye adlandırılan programlara kadar olan bilumum etkilerin üzerinde ve zihin dünyasında yaptıklarının sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Yani kısmen kabaca böyledir. Nedir bu durum, ifade edemediklerini bir şekilde dışa vurmak hatta mümkünse bundan fiziksel olarak ( bir noktaya kadar ) kimsenin etkilenmeyeceği ama içerisinde kaynayan volkanın da patlayacağı bir mecra, bir alan, bir yer işte, kısmen güvenli, en azından kendisinin ve aslında zarar vermek istediklerinin zarar göremeyeceği bir yer. Neresidir ki orası, işte dijital ortam tam da bunun için. Şiddete olan bilinçsiz meylinin, terbiye edilip pozitif, yapıcı bir şekle sokulmadığında işin boyutunun nerelere varacağı tahmin edilemez. Belki hayvanlara eziyet edenler bile bu guruplarının içerisinden çıkıyordur, çıkıyor da.
Ama içerisine kısmen masumca duygularla girilen bu ortam, kısa zaman da o masumiyetin bırakın kaybolmasına, şiddetli bir psikopata dönüşmenize sebep olabilir. Normalde oyundaki düşmanınızı bir şekilde saf dışı edebilecekken, oyun size bunun binlerce çeşit yolunun olduğunu göstererek enstrümanları elinize tutuşturuveriyor. Her bir farklı varyasyon sizin üzeri örtülmüş dürtülerinizi tetikleyerek, onları sivriltip “kullanılabilir” hale getiriyor. Belki o dijital alemden çıkıp normal yaşantınıza döndüğünüzde bunların hiç birini uygulamayacaksınız ama aklınıza da gelmeyecek değil hani. Bu tip oyunların bu yaş gurupları üzerindeki etkilerinden biri budur. Dahası da yok değil ama meselenin anlaşılması açısından örnek yeterli olur herhalde.

3- ZEKA OYUNLARI
Diğer iki örneğin birbirleri ile ayrıştıkları noktaları olduğu gibi birleştiği birçok nokta da vardır, yaş gurupları örneklemesi kısır kalmasın, elbette çocukta maçkolik olabilir ve elbette bir yetişkin de savaş oyunu tutkunu olabilir. Fakat o zaman durum tespiti daha derin ve geniş çaplı bir anlatım, analiz ister. Bizim anlatmak istediğimiz kısaca anlaşılmıştır.
Gelelim zeka oyunlarına, bu örnekte diğer iki örnek gibi her yaştan kullanıcısına hitap edebilir, her ikisinde de farklı sonuçlar doğurabilir. Genel olarak zeka oyunlarını kimler oynar diye baktığımızda, diğer iki oyun alanından uzak olan, ilgili bir aile ve çevrede büyüyen, kendisine aktarılan tüm o hizmetlerin bir karşılığı olduğu kendisine sürekli hatırlatılanlar. Her zaman iyi olmak zorunda olanların mecrası zeka oyunları. Sürekli zihnini dinç tutmak ve neredeyse teklemek gibi bir lükslerinin olmadığı kişilerdir.
Dijital ortam veya sanal ortam her kesimden, guruptan ve her yaştan kullanıcısına açık, onların tercihleri doğrultusunda alanını genişleten bir yapıya ve de pazara sahip. Nihai aşamada gelinen noktaya bakıldığında, aslında her biri ince elenmiş sık dokunmuş bilinçli faaliyetlerin neticeleridir. İnsanı ve doğasını inceleyenler onun yöneliş noktalarını da tespit ederek bunu bir etkin silaha dönüştürüyorlar.
Tedbir için durumun bilincine varmak ilk adım olarak yeter, sonrasında kendimizi ve çevremizi uyararak daha kontrollü olmak için çabalamak olabilir. En önemlisi de, kendimizi kızağa çekeceğimiz, bozulan ayarlarımızın düzeleceği insanlarla ilişkiler kurabileceğimiz ve mütevazı alışkanlıklarla bu durumu toparlayabileceğimiz şartları oluşturmak olacaktır. Alışkanlıklara dikkat etmek gerek Gandi’ nin şu dizeleri ile veda edelim.

“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…
Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür…
Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…
Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…
Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…
Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…
Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”