DEVLET VE KÂF DAĞI

İnsan doğası, insanların yalnızca aklın buyruklarına göre yaşamalarını gerektirecek biçimde düzenlenmiş olsaydı ve insanlar tüm güçlerini bu yöne yöneltselerdi, doğal hukuk, insan türüne özgü bir şey olarak kabul edildiği sürece, yalnızca aklın gücü tarafından belirlenecekti. Ama insanları akıldan çok kör arzu yönetir ve dolayısıyla, insanların gücü, yani doğal hukukları akılla değil, onları eylemde bulunmaya zorlayan ve varlıklarını sürdürmelerini sağlayan değişik isteklerle belirlemek gerekir. Ama bana kalırsa akıldan kaynaklanmayan bu arzular, insani eylem olmadıkları gibi, insani tutkular da değildir.

Yıllarca atasından, anasından, KÂF DAĞI’nın hikâyesini masal gibi dinleyenler, gün gelip de kader kendisini o dağın eteklerine kadar getirdiğinde, masaldı anlatılanlar nasıl olsa dediği dağa doğru yukarı baktığı an, azametinden karşısında dizlerinin bağı çözülür ve sırt üstü yere düşer.
Gökyüzünü gördüğünde öldüğünü sanarak gözlerini kapatır ve bunun bir rüya olması için dua eder.
Tekrar gözlerini açtığında ise asıl buradan sonra kendisindeki cevherin ne olduğunun meydana çıkması var ise beklenir. Daha konum ve makamın gölgesini görüp deliren ve ne yapacağını şaşırıp sapıtanların, istikbale dönük herhangi bir söylemi dillendirmesi beklenemez.
Devleti, otoritesini, ciddiyet ve disiplinini görmemiş, duyduklarını da bir türlü akıl potasında eritip, kendisine dersler çıkaramamış olanın durumu hazindir. Ciddiyetsiz siyaset ve politik kıskaç şaklatmalarla, avuç ovuşturup, boşluk yoklamakla, talip olunan duruma ve konuma erişmekte biçare kalınır.

Süreklilik arz eden bir serüvende mürekkep bitmemeli, bunun için yazacaklarından ziyade önce teçhizatının tahkimini tedarik etmek gerekir. Gerekli malzemeler elde edilmeden, kervan yolda dizilir mantığı ile bir devlet bir millet ferden de olsa hareket edemez. Kısa vadede topyekûn yok olması ile sonuçlanır, tarih bunun örnekleriyle doludur. Cevherinde potansiyel bir dinamik barındıran kişi dogmalarla ve ideolojik sokma akıllara teslim olamaz.

“Marifet, herhangi bir bilgi değildir. Malumat, hiç değildir. İlim ve hikmet ile malumatı, bilgi ile enformasyonu birbirine karıştırdığımız şu günlerde marifetin hakikat bilgisi olduğunu bir kez daha hatırlamakta fayda var.”
İbrahim KALIN

SİSTEM MAYA

Toplumun mayası olan maslahatın çürümesi sebebi ile yeni bir maya bulunmak isterken, aslının yerini almış sahtesinin üzerine bina edilen sosyal yapı, bünyenin kabul etmemesiyle birlikte sökülüp atıldı. Şimdi ise bunun yerine hemen ve derhal yapılandırılması gereken, kadim mayamızdan bu topluma tekrar çalmaktır. Boşluğu değerlendirme gayret ve hevesinde olan hasmane diğer unsurlara müsaade edilmemeli, meydan verilmeli ve müsamaha gösterilmemelidir.

Bu gibi meziyetlerin kişide nüvelerinin bulunuyor olması, bunların farkına varması ve bunları geliştirerek talip olduklarına ulaşmak için kullanacağı meşru araçlar haline dönüştürmesi gerekmektedir. Meşruiyet, her yönüyle karşılıklı rızaya dayanan bir eylem olduğundan, sonuçlarıyla birlikte bir kurtuluş reçetesini de önümüze koyacaktır. Sövmek, düşman olmak, yıkmak, devirmek ve ele geçirmekle hırslanan bir gönlün hiçbir şekilde sonuçları huzur ve güven sağlamayacaktır.

Devletlerde insanlar gibi zaman zaman merkezden kopmadan farklı tutumlar sergileyebilirler.
Bu, tarihi ve kaderi düzlemdeki misyonu bağlamında, yaşamını (varlık-mevcudiyet) idame ettirebilmek için karakteristik huylar sergiler, farklı duruşlara bürünürler.
Dünya sahnesindeki rolünü, kodlarında barındırdığı ve saklı tuttuğu amaç nüvesini, tohumunu, bilgeliğini, vizyonunu, nesillere bir şekilde, belki de kimi zaman bir kısmına aktarabilsin diyedir.
Devlette devamlılık denilen şey tam olarak bu olmasa da buna yakın olmalıdır.
Devlet bir deniz ise, kurumları sürekli hareket halinde olan dalgalar silsilesidir. Üzeri durgun gibi görünebilir bazen, fakat diplerde hiç durmaksızın bir devam eden bir döngü vardır.