SPİNOZA’ YA GÖRE BİLGİ VE TÜREVLERİ

Spinoza’ ya göre anlağın (insanın anlama, düşünme, algılama, akıl yürütme, yargılama ve çıkarsama gibi yeti ve yeteneklerinin tümü) iyileştirilmesinin ardından kazanılacak bilgiler özsel bilgilerdir.

Ancak tüm bilgiler bu türden değildir. Nitekim Spinoza bilgi türlerine ilişkin bazı ayrımlar yapar, ilk önce imgelem (zihinsel olarak geçmişle şimdi ve gelecek arasında bağ kurma gücü, zihnin tasarım, imge oluşturma gücü, yetisi.) ile algıyı (dikkati bir şeye yönelterek, o şeyle ilgili olarak duyular aracılığıyla edinilen yalın bilgi, o şeyle ilgili bilgiyi bilincinde var etme, o şeyi anlama) birbirinden ayırır. Doğruluk sorunu hakkında dile getirdiği çözüm önerisi de bu ayrımdan bağımsız değil. Spinoza’ ya göre bir şeyi doğrulamak ya da yanlışlamak için imgelem değil; ancak algılar devreye girebilir.

Şimdi doğruluk upuygunluktur ve bu da ancak algılarla sağlanır. Bilgi türleri hakkında konuşmak için de öncelikle algı türlerini incelemek gerekir.

Böylelikle Spinoza algı türlerini algının kaynağına bakarak dörde ayırır, bunlar;

Söylentiden doğan algı
Rastlantısal deneyimden doğan algı
Çıkarımlardan doğan algı ve
Özün kendisinden doğan algı

Söylentiden doğan algıya örneğin, doğum günümüz. Rastlantısal deneyimden doğan algıya örneğin, öleceğimizi veya yağın ateşi beslediğini, suyun ise söndürdüğünü. Çıkarımlardan doğan algıya örneğin, beden ile ruhun insanda birleştiğini veya bulutlu bir günde yağmur yağma olasılığının daha yüksek olduğunu ve özün kendisinden doğan algıya da, örneğin iki ile üçün toplamının beş ettiğini öğreniriz.
(syf: 62-3)

Şimdi bunlar Spinoza’ya dört tür bilgi olduğunu düşündürür, Bunlar:

Söylenti bilgisi
Deney bilgisi
Çıkarımsal bilgi ve
Özsel bilgi.

Ne var ki Spinoza, Etika’da üç tür bilgi olduğunu savunur, Bunlar:

Bulanık deney bilgisi
Akıl bilgisi ve
Özsel bilgi.

Görünen o ki bu üçlü ayrımı daha sonra biraz inceltir.

Şimdi Spinoza bu algı türlerinin eleştirisini yaparak ilk üç algı türüyle salt sıradan bilgilere ki onlar yetersiz bilgilerdir; fakat özün kendisinden doğan algıyla gerçek bilgilere ulaşılacağını iddia eder. Söylentiden doğan algıları belirsiz bulur, rastlantısal deneyimden doğan algıların ise ancak doğa hakkında konuşulduğunda algılamada ve sınamada bir işe yarayabileceğine inanır.

Şimdi salt özün kendisinden doğan algıya güven duyulmalıdır.

Bu noktada şu soru sorulabilir: Spinoza’ya göre çıkarımsal bilgi hem sıradan bir bilgidir hem de Spinoza’nın ontolojisi bu bilgilerle iş görür ki bu bir çelişki değil midir? Değildir. Spinoza’nın bilgi kuramında iki tür çıkarımsal bilgi vardır, bunlardan biri salt günlük hayatı sürdürebilmek için yapılan gündelik çıkarımlar aracılığıyla kazanılan bilgidir.

Yukarıda verilen bir örnek; yani bulutlu bir günde yağmur yağma olasılığının daha yüksek olduğuna ilişkin bilgi çıkarımların bu türü aracılığıyla kazanılan bilgilere örnektir ve bunlar sıradan bilgiler kategorisine girer.

Öteki çıkarımlar; yani felsefece girişilen işlerde kullanılan felsefi çıkarımlar aracılığıyla ortaya başka türden bir çıkarımsal bilgi konur ki, Spinoza’nın ontolojisinde yer alan çıkarımsal bilgiler bu türdendir. Bunlar arasındaki fark da çıkarımlarda kullanılan öncüllerin kaynağı ve yapısı arasındaki farktan gelir. Nitekim felsefi çıkarımlarda kullanılan öncüller tanrı sevgisiyle dolu bir anlığın tamamen sezgisel bir yolla edindiği bir ilkeye -Spinoza için bu ilke: tanrı ya da doğa ilkesidir; başka deyişle özsel bir bilgiye dayanırken, gündelik çıkarımlarda kullanılan öncüller taşıdıkları bir tür empirik (Deneyimsel) bilgi olma özelliğinden dolayı başka bir kategoridedir.

Şimdi, Spinoza algı ve bilgi türleri ayrımı yapmakla kalmaz, aynı zamanda da bu ayrıma denk düşen bir bilme düzeni olduğunu savunur ve şuna hükmeder: Donanım sahibi insan, bu düzenin yapısını bilen ve bu düzen içinde özsel bilgiye ulaşan insandır. Nitekim bu insan diğer bilgi türlerini geride bırakarak özsel bilgiye ulaşmış ve bu bilgi türünün diğerlerinden olan farkını kavramıştır.

Spinoza’ya göre tüm bilgiler var olana ilişkin bilgilerdir; varolmayanın bilgisine sahip değiliz. Varolanlar da bilgiler gibi birer algı nesnesidir. Ancak bu, varolanlar ile bilgiler arasında bir ayrım yapılamayacağı anlamına gelmez. Öte yandan varolanların kendisi ile ideaları (değişmez öz, şeylerin ilk örneği, uzayın ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil ruhsal olarak, anımsama yoluyla kavranabilen, duyularla yalnızca görüngüleri algılanabilen asıl gerçeklik.)arasında da fark vardır. Nitekim varolanların kendisi olumsaldır; ancak ideası ise kişiye bağlı değildir; onlar kişi olmadan da vardır, ideaların yurdu tanrının zihnidir. (syf: 65)
Ancak bu olumsallık, skeptik (Şüpheci) türden bir kuşkuculuğa imkân veremez. Bu kuşkuculuk bilimlerde bir işe yarayabilir; ancak varolanların kendisi hakkında savunulduğunda, kişileri büyük açmazlara sokar: özsel bilginin farkını anlamak için diğer bilgilerin dolayımından geçilmeliydi ve bu bilgilerin olanaklı koşulu da hakkında oldukları varolanlardı; ne var ki skeptik kuşkucular bu olumsallıktan dolayı onlara ilişkin hiçbir bilginin olanaklı olmadığını savunur. Oysaki Spinoza’ya göre bu asla kabul edilebilir değildir. (syf: 69) (Alıntı)